22 Mayıs 2009 Cuma

İnsan Fizyolojisi ve Doğa

0. BAŞLARKEN :

Aslında gerçekçi olmak gerekirse ADN için ilk düşündüğüm gelişmeye muhtaç olan tıptı. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve migren gibi konularda ortaya koyduğum yargılar beni heyecanlandırmıştı. Deniz Harp Okulunda Sağlık dersi aldım. Daha sonra denizciler için bir sağlık rehberi hazırlamaya çalıştım. Ve tabii ki kendimin ve ailemin sağlık olaylarıyla gelen tecrübeler var benim hayatımda. Yazılarımı yazarken Tıp ile ilgili zaman zaman düşünceler de geldi aklıma ama ben kendimi yetersiz ve çok uğraştırıcı bir saha olarak gördüğümden girişmedim. Geçen gün kanser konusunda bir yazı dizisi yayınlanmaya başladı. 1996 yılında “bırakın veya imkan verin kansere çare bulayım” diye serzenişte bulunduğumu hatırladım. Ve benden bu sahanın çözümlenmesi isteniyor diye algıladım. Ben gerçekten bu sahada kitap yazabilir miyim onu dahi bilmiyorum. Tarih biraz uğraştırdı ama kolay çözümlendi. Tıp çok kapsamlı ve karmaşık gibi geliyor. Denesem hiç olmazsa elimizde bu konuda da bir yorum olur diye düşünüyorum. Bu mutlaka geniş ve derin bir ihtisas işi. Zeka fırsat ve yol bulabilir çözüm üretmez.

1. İNSAN FİZYOLOJİSİ :

İnsan bedeni bir yaradılış harikası olmalı. Topraktan, sperm ile yumurta zerrelerinden ve büyük bir genelleme ile ruh ve bedenden oluştuğu asırlardır söylenmektedir. Bugün döllenmenin nasıl olduğu konusunda daha fazla bilgimiz olmasına rağmen genetik tablonun oluşum performansını hala olasılık teorileriyle anlamaya çalışmaktayız.

Genetik bilim, kromozomlar ve oluşum doğası bize zaman içinde daha fazla bilgi üretse de bir ruh etkisini hiçbir zaman tam anlamıyla çözümleyemeyeceğimizi kabul etmeliyiz. Bu nedenle Allahın gücü bizi her zaman etkilemeye devam edecektir.

Topraktan oluşumuz mucizesi ise beslenme ve organik madde oluşum ve etkileşimi bize yaradılışın bir etkisi olarak devamlı anlamlı kalacaktır.

Erkek ve dişi doğalarına gelince; bu çift yaradılış öyküsü bir yaşamsal sosyalizasyon ve rasyonalizasyon etkisi olarak bize süreklilik yaratan unsur çerçevesinde canlı kalacaktır. Bu harika fizyolojiyi ve doğayı incelemek büyük bir zevk ve derinliği sonsuz irdeleme özelliği taşımaktadır.

a. Erkek – dişi ve döllenme :

Hayatın önemli bir oluşum döngüsü erkek – dişi yaratılmışlığa dayanmaktadır. Erkek kendine özgü, güçlü, çekici ve yönlendirici karakteri ile farklılık gösterir. Bu özellikleri onun fizyolojik farklılıklarına dayanır. Bu yaradılış psikolojik ve sosyolojik unsurları ortaya çıkaran bir nitelik taşımaktadır. Erkeğin karşı cins üzerinde olan etkisi tarih boyunca “koruyucu” nitelik taşımıştır. Yakın çağa kadar ait olma dengeleri ile birliktelik yürümüşse de bugün artık karşı cinste hem psikolojik hem de sosyolojik olarak farklı bir kutup haline gelmiştir.

Kadın; güzelliği, inceliği, uyanıklığı ve sakinliği ile erkeği etkileyen ve ona yönelme oluşumu sağlayan çok özel durumuyla hayatın öteki yakasını oluşturur. Kadının psikolojik ve sosyolojik oluşum yapılanması kültürlerde farklılık gösterse de genel manada ekonomik duruşu olan, sosyolojik fonksiyonelliği ile eğitimi dengelenen hayatı cazibesi ile boyayan bir farklılık kaynağı durumundadır.

Döllenme temelli yaşamsallık bize geleceği yaratma imkanı vermektedir. Çocuklar ve gelecek insanlık yaşantısının önemli bir sosyolojik yönünü yaratmaktadır. Çoğalma içgüdüsü olarak adlandırılan karşı cinslerin çekiciliğine dayanan fizyolojik ve psikolojik olgular. Hayatın çok önemli bir çatışma – zevk ve yaşamsal etki yönünü yaratmaktadırlar. Yaradılıştan bu yana hayatı renkli kılan sorumluluk temelli geleceği yaratan en önemli oluşum budur.

Netice olarak dünyada hayat erkek dişi ve döllenme temelli çoğalma öyküsünün bir oluşum renkliliğidir. Medeniyet; zamanı ve fizyolojik-sosyolojik gereksinimleri düzenleme disiplini olmasına rağmen bunun evrimselliği aşikardır. ADN bir başlangıç bir temelleme öyküsüdür. İnsan doğası anlaşılabilirliğini sürdürdükçe, sosyolojik ve psikolojik olgular renklenmekte ve hayat tekamülünü devam ettirmektedir. Dolayısıyla fizyolojik tanımlamalar ve doğa felsefe temelli yorumlama farklılıkları ile yenilenen ve zenginleşen bir karakter taşımaktadırlar.


b. Erkeğin Üretkenliği :

Erkeğin fizyolojik yapısı kadının ürettiği yumurtayı dölleyecek bir sperm üretmektedir. Sperm; baş, boyun ve kuyruktan oluşur. Başın en uç kısmına akrozom denir. Akrazomda yumurta zarını delebilen enzimler bulunur. Spermler hareketlidir. Hareketi kuyruk sağlar. Dakikada 3-3.5 mm yol alabilir. Spermelerin ömrü ortamın p Hına bağlıdır. Asidik ortamda hemen ölürken, bazik ortamda 48 saat canlı kalabilirler.

Erkeklerde üreme sistemi iki testis, epidimis, sperm kanalı, seminal kesecik, prostat bezi, cowder bezi ve penisten oluşur. Testis torbalar içinde bulunur ve yüzlerce kıvrılmış tüpten oluşur. Bu tüplere seminefer tüpçükleri denir. Bu tüpçüklerde saniyede bin, günde yüz milyon sperm oluşur. Epidemis spermlerin olgunlaştığı yerdir. Sperm kanalı spermlerin dışarı atılmasını sağlar. Prostat bezi sperm sıvısının büyük kısmını sağlar. Cowder bezi; penisin dibinde bulunan iki küçük bezdir. Kaygan bir madde salgılayarak penisin hareketini kolaylaştırır. Penis süngersi dokudan oluşur. Kan hücum etmesiyle sertleşir.

Erkeğin sürekli üremeye yöneltici bir fonksiyonel oluşumu vardır. Bunun sosyolojik etkisi yanlış anlaşılmamalıdır. Erkeği sosyolojik anlamda dengelemek ve onun fizyolojik olgularını değerlendirmek kadına düşmektedir. Ben iki günde bir seks yapmak erkeğin psikolojik dengesi için gerekli olarak düşündüm hep. Kadın bunu görmeli ve erkeğini bu anlamda rahatlatıcı tavır ve denge kurmalıdır.

Seksin bir psikolojik olay olarak ortaya çıkan tarafı çok anlamlıdır. Bu nedenle seks bir fizyolojik gereksinme olmakla beraber psikolojik bir uygulama örneğidir. Bu nedenle karşı cinsler arasındaki sosyaliteyi bu psikolojik olguya dayandırmak hem duygusal hem de güdüsel bir gereklilik doğuracaktır. Bunu kullanmak ve renklendirmek bireylerin tecrübe ve isteklilikleri ile anlam kazanır. İnsanların davranışlarını psikolojik durumları ile sosyolojik alışkanlıkları etkiler. Bunları böyle görüp kültürleri dengelemek ve yönlendirmek gerekir.

c. Kadının Üretkenliği :

Yumurta hücresi en dıştan yumurta zarı ile çevrilidir. Zarın içinde çekirdek, sitoplazma ve vitellüs (yumurta sarısı) vardır. Çekirdek hücrenin üst kutbuna yakın olarak bulunur. Vitellüs gelişecek emriyo için depolanmış besin maddesidir. Büyüklüğü 0.2 mm kadardır.

Yumurta ve sperm çekirdeğinin birleşmesine döllenme denir. Döllenmede iki çekirdeğin birleşmesi yanında iki hücrenin tümüyle birleşmesi de söz konusudur. Döllenmeyle oluşan hücreye zigot denir.

Dişi üreme sistemi yumurtalıklar, fallop borusu, döl yatağı ve çiftleşme borusundan oluşur. Yumurtalıklar badem şeklinde, karın boşluğuna tutunmuş iki bezdir. 2.5-3 cm uzunluğunda 6 gr ağırlığındadır. Yumurta hücresi falikül denen keseciklerde oluşur. Fallop borusu yumurtalıkları döl yatağına bağlayan kanaldır. Bu borunun içi titrek tüylerle örtülüdür. Bu tüyler hareketsiz olan yumurtayı döl yatağına ulaştırır. Yumurtanın bu kanaldan geçişi 4-5 günde olur. Döl yatağı karın duvarına açık olarak bulunur. Kalın bir düz kas yapısındadır. İç kısmı bol kan damarı taşıyan yumuşak bir zarla örtülmüştür. Eğer yeterli kan gelmezse zarın üst tabakası parçalanır. Ve toplamış olduğu kan dışarı atılır. Bu olay yumurta döllenmediği zaman olur. 28 günde tekrarlanır.

Dişinin üretkenliği hiç şüphesiz sadece yumurta oluşturma ile kalmamaktadır. Döllenen yumurtanın 9 ay 15 gün gelişmesini sağlayacak sistematik dişinin en önemli özelliğidir. Bu nedenle dişi yaratıcılık vasfı taşımaktadır. Biz psikolojik anlamda bu fizyolojik süreci çok etkili ve anlamlı görmeliyiz. Sosyolojik olguları psikolojik yeterlilikle anlaşılır kılmak çok önemlidir. Vücudun dengesinde beslenme, hareketlilik ve düzen önemlidir. Bu nedenle kadının hamileliği her kültürde çok önemsenmesi gereken bir durumdur.

Kadın kendi sorumluluğunu fizyolojik olgular anlamında hissetmeli ve eşinin bu durumu dengelemesine olanak vermelidir. Kadının tutarlılığı mutlaka kendi anlayışı paralelinde gelişecektir. Ama aşk ve sevgi temelli olguların dayanıklılığı ve kuralcılığı önemseteceği akılda tutulmalıdır. Kadının görevi sağlıklı ve sevecen bir yavruyu dünyaya getirmektir. Bunu başarabilen kadın kendini mutlu hissedebilmelidir. Hayata en büyük anlam buradan gelmektedir.

d. Hücre – doku – organ :

Bu bölüm hakkında yazabilmek için biyolojik anlamda madde – işlevsellik – canlılık öğeleri arasında tespit edilen bilgi birikimini incelemek zorunda kaldım. Emin olun net ve gerekli hususları açık olarak görebildiğimi söyleyemem. Ama bir şekilde bu bölümü yazmam gerektiğini biliyorum.

Önce canlılık ile başlamalıyım. Canlılık bir varlık temelli işlevselliği hazırlayacak madde olgusuna ve bu işlevselliği denetleyecek bir ortam olgusuna dayanmalıdır. Canlılığı iki ana düşüncede izah edebilmek mümkündür. Birincisi hep kolay kabule dayalı olan tanrısal bir kontrol mekanizmasının varlığıdır. Bize verilen ipuçlarında quartzların kontrol dinamikleriyle Allahın bu mekanizmayı oluşturma olasılığı oldukça yüksektir. İkincisi doğal ortamın ışıma, yansıma ve üretme yapılanmasındaki olağan dinamiklerin canlılığı yaratmasıdır. Her iki açıklama da canlılığı bir doğal dinamikler manzumesi altında görmemiz gerektiğini dikte ettirmektedir. Bu durumda sonuçtan başa dönümlü irdeleme teknikleriyle doğal dinamikleri açıklama imkanının olabileceğine inanıyorum.

Hücre canlı mekanizmasının temel yapı taşı olarak gözlenmektedir. Mikron mertebesindeki küçüklüğü bize ne kadar zor çalışma imkanı verdiğini göstermektedir. Moleküler yapılama analiziyle irdelendiğinde canlılık yapı taşlarının belirlenmesi mümkündür. Hücre işlevselliğini genetik yapılanma ve maddesel biyokimyasal dinamiklerin oluşturduğunu kabul etmeliyiz.

Hücre; hücre zarı, sitoplazma ve çekirdekten oluşan bir canlılık merkezidir. Hücre dinamiklerini yöneten dengenin kromozom yapılanması yanında hücre çekirdeğinin merkeziyetçi göreviyle ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Hücre; yaşamsal evre, fonksiyonel dinamikler ve işlevsel oluşumlar açısından irdelendiğinde, gerek genetik etkiler, gerekse canlılık doğası olguları hücrenin biyolojik özellikleriyle dengelenmek zorundadır. Madde özellikleri bazında enerji, işlevsel sinerji ve fonksiyonel döngüler mutlaka bir disiplin ile sağlanmaktadır. Bu özellikler hücrenin doku ve var oluş gereksinimleriyle değişkenlik taşımalıdır.

Canlı organizmanın fonksiyonelliğini yaratan hücre dayanışma ve organizasyonundan ortaya çıkan formasyon dokuları meydana getirir. Dokular fonksiyonelliği bazında kendine özgülük taşıyan bir yapılanmadır. Temeli hücre canlılığı olan bu oluşumlar canlı metabolizmaya işlevsellik katarlar.

Organlara gelince; canlı vücudunun tüm fonksiyonelliğini ortaya koyabilmesi bakımından genetik formasyonun belirlediği temele dayanarak oluşan yapılanmayı anlamamızı sağlamaktadır. Vücutta yer alan her bir organın gerek dokusal gerekse hücre formasyonuna özellik katan hususiyetleri vardır. Bu nedenle organları fonksiyonelliği bazında işlevsel detaylarda analiz etmek gerekir. Bizim amacımız biyolojik doğayı anlaşılır kılmak değil buna bakış açısı türeterek insanlığın işlevselliğini fonksiyonel baza oturtmaktır.

e. Dolaşım Sistemi:

Kalp, damarlar ve kandan oluşan yapı anlaşılmaktadır. İnsan kalbi sağ ve sol bölümlerden, her bölümde kulakçıklar üstte, karıncıklar altta bulunur. Kan kalbe kulakçıktan girip karıncıktan çıkar. Kulakçıklar ile karıncıklar arasında kapakçık bulunur ve bunlar kanın yukarı çıkışına izin vermezler. Kalbin görevi kanın vücutta dolaşımını sağlamaktır. Sağ karıncıktaki kanı götüren damar akciğer atardamarı, sol karıncıktaki kanı götüren damar aorttur. Karıncığın kasılması sırasında gevşeyen sağ kulakçığa alt ve üst ana toplardamarlardan, sol kulakçığa ise akciğer toplardamarından kan gelir. Kalp kası kendi uyarısını kendi üretir. Kalbin gerektiği zaman hızlanıp yavaşlamasını omirilik soğanı düzenler.

Damarlar üç çeşittir. Atardamarlar; dış gömlek, kas kılıf ve endotel tabakasından oluşur. Kılcal damarlar sadece endotelden kılcal damar ağı şeklindedirler. Kan ile hücre arasında madde alışverişinde görev yaparlar. Toplardamarlar; akciğer, mide ve böbrek gibi organlara göre isim alırlar. Akciğerden gelen kanı taşıyan dışındakilerde kirli kan bulunur. Kanın % 50 toplardamarlarda durur.

Kan dolaşımı küçük ve büyük olmak üzere iki çeşittir. Küçük dolaşım kalbin sağ karıncığından çıkıp sol kulakçıkta biten dolaşımdır. Kirli kanın temizlenmesini sağlar. Büyük dolaşım besin ve oksijence zengin kanın hücrelere, hücrelerde oluşan artık maddelerin organlara taşınmasını sağlar.

Atardamara geçen kanın damar çeperine yaptığı basınca kan basıncı, tansiyon denir. Atardamarda 93 cm olan civa basıncı toplardamarlarda 10 mm civa basıncına kadar düşer.

Kan dokusu kan plazması ve kan hücrelerinden oluşur. Plazma sarımsı renkte bir sıvıdır. Kan hücreleri ise alyuvarlar, akyuvarlar ve trombositlerden oluşur. Alyuvarlar kırmızı kemik iliğinde üretilir. Ortalama ömrü 127 gündür. Çapları 7-8 mikrondur. Alyuvarların temel görevi oksijen ve CO2 taşınmasıdır. Akyuvarlar ( lokosit) kanın çekirdekli hücreleridir. Mikropları ve dokulardaki ölmüş hücreleri alıp sindirirler. Ömürleri 2-4 gündür. Granüllü alyuvarlar kırmızı kemik iliğinde üretilir. Granülsüz alyuvarlar dalak ve lenf düğümlerinde üretilirler. Bağışıklık kazanmamızı sağlayan plazma hücrelerine dönüşebilirler. Trombositler kanın pıhtılaşmasında görev yaparlar.

Alyuvardaki protein tipine göre kan grupları A, B, AB ve O grupları şeklindedir. Rh faktörü alyuvar zarındaki protein durumuna göre Rh(+) veya (-) olarak adlandırılırlar.

f. Sindirim Sistemi:

Ağız, yutak, yemek borusu, mide, oniki parmak barsağı, ince bağırsak ve kalın bağırsak sindirim sisteminin bölümleridir. Ağızda besin maddeleri dişler ve dil hareketi ile küçük parçalara bölünürken, tükürük ile de ıslatılır. Çiğneme istemli bir hareket olarak başlayıp refleks hareketi olarak devam eder. Tükürük bezleri; kulak altı, çene altı ve dil altı olmak üzere üç çifttir. Tükürükte mukus ve sindirim enzimi bulunur. Ve günde 1 litre kadar salgılanır. Yutak ve yemek borusu besinleri mideye ulaştırır. Yutkunma sırasında küçük dil soluk borusunu kapatınca besin arka taraftaki yemek borusuna aktarılır. Yemek borusu 2 cm çapında ve 25 cm uzunluğundadır.

Mide “J” harfi şeklinde düz kaslardan yapılmış bir torbadır. Yemek yeme faaliyeti bitince midenin yemek borusuna ve oniki parmak bağırsağına bakan açıklığı kapanır. Mide bir yanda kasılıp gevşerken bir yandan da besinlerin üzerine “mide özsuyu” salgılar. HCl, pepsinejen ve reninden oluşan mide özsuyunun salgılanmasını hormonlar ve sinirler düzenler. Renin süt proteinlerini çökelterek midede kalmasını sağlar. Besinler midede bulamaç haline gelir ve oniki parmak bağırsağına geçer.

Mideden sonraki 24-26 cm lik ince bağırsak bölümüne oniki parmak barsağı denir. Buraya karaciğer ve pankreas bezi salgı döker. Karaciğer safra salgılar. Safra büyük yağ damlacıklarını küçük parçalara böler, yağ asitleri ve gliserinin A,D,E,K vitaminlerinin ve besinlerdeki kolestrolün emilmesini kolaylaştırır. Pankreas özsuyu da sindirim enzimleri vardır. Günde 1-1.5 litre özsu salgılanır.

Besinlerin son parçalanması ince bağırsakta olur. İnce bağırsak çeperindeki salgı bezleri enzimler salgılar. Sindirim sonucu oluşan küçük moleküllü besinlerle, su, vitaminler, madensel tuzlar kana ince bağırsakta geçer. Besinlerin kana geçişi difüzyon ve aktif taşma ile olur. İnce bağırsaklar 6-8 m uzunluğundadır. İnce bağırsaklarda tüyler(villüs) emilme yüzeyini genişletir.

Sindirilen yağ asidi ve gliserin villuslardaki lenf damarlarına alınır. Kılcal damarlara ise monosaklaritler, amino asitler, vitaminler, su ve ilaçlar geçer. Kılcak kan damarlarına geçen besinler önce kapı toplardamarı ile karaciğere götürülür. Böylece kandaki glikoz miktarı dengelenir.

Kalın bağırsakta sindirim yapılmaz. Depolamaya ve atılmasında iş görür. Kalın bağırsakta yaklaşık 100 çeşit bakteri bulunur. Bunların bazıları B ve K vitamini yapar. Anüsten atılan maddelere dışkı denir. Dışkının ¾ ü su, ¼ ü katı maddelerdir.

g. İskelet Yapısı:

İnsan iskeleti üç bölümde incelenir. Baş, gövde ve üyeler. Baş iskeleti; kafatası(8) ve yüz kemiklerinden (14) oluşur. Baş iskeletinde sadece alt çene kemiği hareketlidir. Gövde; omur kemikleri ve göğüs kafesi kemiklerinden oluşur. Omur kemikleri 33 tanedir ve omurlar kıkırdak yastıklarla üst üste geçecek şekilde birbirine bağlanmıştır. Aralarındaki eklemler yarı oynardır. Ortada omurga kanalı bulunur.

Göğüs kafesinde 12 çift kaburga kemiği ve 1 göğüs kemiği bulunur. Arkada omur kemikleri önden göğüs kemiği ile bağlantılıdır.

Üyeler iskeleti; kolların gövdeye bağlandığı yere omuz kemeri, bacakların bağlandığı yere kalça kemeri denir. Omuz kemerinde köprücük ve kürek kemikleri vardır. Kalça kemerinde (2) kalça kemiği ile sağrı bölgesi omurları bulunur.

İskeleti oluşturan kemiklerin birbirlerine bağlandıkları yere eklem denir. Oynamaz, yarı oynar ve oynar eklemler vardır.

İskeletin görevleri; vücuda desteklik ve direnç verir, hareketimizi kolaylaştırır, iç organlarımızı korur, kaslarımıza ve iç organlarımıza tutunma yüzeyi oluşturur, fazla madensel tuzları depo eder, kemikler alyuvar yapım işinde de görev yapar.
h. Solunum Sistemi:

İnsanın solunum sistemi; burun, yutak, gırtlak, soluk borusu, bronş ve akciğerden oluşur. Burun içinden geçen havanın kısmen nemlendirilmesini ve ısınmasını ayrıca tozlardan arınmasını sağlar. Aynı zamanda burun boşluğunun tavanında bulunan duyu hücreleri burnun koku almasını sağlar. Gırtlak bir yandan soluk borusunu korur, bir yandan da ses telleri için yuva oluşturur. Ses telleri gırtlağın yan duvarlarındaki bir çift kıvrıntıdır. Havanın etkisiyle “ses” i meydana getirir. Soluk borusu gırtlağın altından akciğerin ortasına yakın bölümüne kadar uzanır. İçini tüylü epitelyum doku astarlamıştır. Bu tüyler hava içindeki yabancı maddelerin tutulmasını ve atılmasını sağlar. Soluk borusu akciğer hizasında iki kola ayrılır. Bu kollara bronş denir. Bronşlar akciğerin içine girince dallanır. Milyonlarca ince kola ayrılınca bronşçuklar oluşur.

Akciğerler kaburgalar arasında kalan göğüs boşluğuna sağlı sollu olarak yerleştirilmiştir. Pembe renkli ve esnek dokulu bir organdır. Sağ akciğer üç bölmeli, sol akciğer iki bölmelidir. Akciğerin içinde bulunduğu göğüs boşluğunun basıncı hava basıncından düşüktür. Yani negatiftir(60 cm Hg) göğüs boşluğuna hava girerse akciğerler genişleyemez. Bronşçuklar üzüm salkımına benzeyen keseciklerle sonlanır. Bunlara hava peteği denir. Hava peteklerinde gaz alışverişi yapılır. 300 milyon hava keseciği vardır.

i. Sinir Sistemi:

Merkezi sinir sistemi beyin ve omiriliği, çevresel sinir sistemi ise bunların dışında kalan sinirleri içerir. Erkeklerde beyin 1375 gram, kadınlarda 1245 gramdır. Beyni dıştan içe üç zar örter. Sert zar, örümceksi zar, ince zar. Örümceksi zar ile ince zar arasında beyin sıvısı bulunur. Bu sıvı çarpmalarda beyni korur. Ve kanla beyin hücreleri arasında madde alışverişini düzenler.

Ön beyin, orta beyin ve art beyin bölümleri vardır. Ön beyin uç ve ara olarak ikiye ayrılır. Ön beynin yarımküreleri uç beyin olarak adlandırılır. Kıvrımlı bir yapısı vardır. Kıvrımlar arasında yarıklarda görülür. Beyin yarım kürerli üstte nasırlı cisim ve altta beyin üçgeni köprüleri ile birbirine bağlıdır.

Beyin yarım küreleri bilinç, zeka, hafıza, düşünme, bilerek hareket etme ve beş duyunun alınıp değerlendirildiği merkezleri taşımaktadır. Duyguların dışarı yansımasını yöneten talamus ile hipofiz bezini kontrol eden hipotalamus ara beyinde bulunur.

Orta beyinde görme ve işitme ile ilgili yapılan reflekslerin merkezi bulunur. Art beyin; beyincik ve omirilik soğanını kapsar. Beyincik dengeyi sağlar, kan hareketlerini düzenler. Omirilik soğanı; çiğneme,yutma, kusma, kalbin ve akciğerlerin çalışma hızını düzenleme ile damarların büzülmesini etkiler.

Omirilikten vücudun sağ ve sol tarafına 31 çift sinir çıkar. Omirilik kurşun kalem kalınlığındadır. Arka kökten çıkan sinirler duyu organlarıyla, ön kökten çıkan sinirler kaslarla bağlantılıdır. Omirilik uyarıları iletir ve alışkanlıkları yönetir.

j. Kas Sistemi ve Hareketlilik:

Çizgili kaslarımız yaptığı göreve uygun olarak üç şekilde olur. İğ şeklinde; uzun kemikleri hareket ettirenler, yelpaze şeklinde; karın ve sırt kasları, halka şeklinde; ağız, göz ve anüs çevresi kasları.

Çizgili kaslar iskeletimizin hareketli kemiklerine dış kısımlardan bağlanmıştır. Kas kemiğe kas kirişiyle(tendon) bağlanır. Bir kasın iki ucu iki farklı kemiğe bağlıdır. Bu durum kasların kemikleri kaldıraç gibi hareket ettirmesine neden olur. Kaslar kemiklere birbirlerine zıt yönde kasılan çiftler biçiminde bağlanmışlardır. Çünkü bir kas bağlı olduğu kemiği kasılarak çektiği halde itemez. Kemiğin aksi konumuna dönmesini diğer kasın kasılması sağlar.

k. Deri, Terleme, Vücut sıcaklığı:

Üst deri ve alt deriden oluşur. Üst deri; çok katlı epitelyum dokudan oluşmuştur. Bu kısımda kan damarları ve sinir hücreleri yoktur. Korun(kornea) tabakası(ölü olan yassı ve serttir, ter bezi kanallarının uzantısı küçük delikçikler bulunur, bu delikçiklerden oksijen (1/7 si) girer, korun tabakası devamlı yenilenir, vücut suyunun su buharı olarak çıkmasını önler) malpighi tabakası (üst üste gelmiş canlı hücrelerden oluşur, korun tabakasını bu tabaka oluşturur, deriye renk veren pigmentleri buradaki hücreler sentezler, renk pigmentleri vücudu güneşin zararlı etkilerinden korur.)
Alt deri: bağ dokudan oluşur, kalınlığı 2.5-5 mm kadardır. Yapısında kan damarları, sinirler, kıl kökleri, ter bezleri, yağ bezleri, duyu hücreleri, elastiki ve kolojen lifler vardır.

Alt deri ile üst deri birlerine kıvrımlar yaparak bağlanır. Deriyle kaslar arasında bol yağ dokusu içeren gevşek bağ dokusu bulunur. Bu doku kaide zarı adını alır ve ısı kaybını ve darbelerin şiddetini azaltması, ayrıca yağ depolaması nedeniyle çok önemlidir.

Derinin görevleri; iç organları korumak, vücuda mikrop girişini engellemek, vücuttaki suyun buharlaşmasını önlemek, vücut sıcaklığının artmasını ve azalmasını önlemek, kıl, tırnak vb. yapılar oluşturmak, gaz değişimi yapmak, dokunma duyusu görevi yapmak, boşaltıma yardımcı olmak, vücudu mor ötesi ışınların zararlı etkilerinden korumak, D vitamini sentezlemek.

l. Beyin ve Düşünsellik:

Beyin ruhumuzla bedenimizin bütünleştiği merkezi oluşturur. Bu nedenle duyularımızı bedensel manada, duygularımızı ise ruhsal manada dengeleyen bir örgütlenme ile çalışır. Düşünselliğimizi oluşturan ana unsur ruhumuzun beyinde açtığı bilinç duyarlılığıdır. Bu duygularımızla değerlendirilen bir kompleksiti yaratır. İnsanın karar ve hissiyatını dengeleyen düşünsellik hayatın bir anlamda sistematiği ve oluşum metolojisini yaratır.

Dolayısıyla beyni sadece sinir algılama ve duyuları yönetme olarak değil hayatımızın anlamını yaratan ruhsal etkisiyle beraber anlamalıyız. Beynin fiziksel yapılanmasının elektriki oluşumunu ruhla bütünleştiren sistematiği hiçbir zaman çözümleyemeyeceğiz ancak işlevselliği hakkında teoriler üretebilir ve bunları anlaşılır yapabiliriz.

Ruhun insan hayatındaki önemi bedenle bütünlüğünde aranmalıdır. Bedenin çektiği acılar ruhu da etkilemekte ve bu nedenle ruh rahatsızlığı hissetmektedir.

m. Karaciğer – Pankreas:

Karaciğer vücudumuzun laboratuarıdır. Kütle ve hacim olarak en büyük bezdir. Görevleri;
- Sindirim sırasında on iki parmak bağırsağına safra salgılamak,
- Yaşlı alyuvarları parçalamak,
- Besinlerle alınan galaktoz, furuktoz gibi basit şekerleri glikoza çevirmek,
- Alınan fazla glikozu glikojen olarak depolamak,
- Protrombin ve fibrinojen salgılamak,
- Kanın damarlar içinde pıhtılaşmasını önleyen heperin maddesi salgılamak,
- A vitamini sentezlemek, A ve D vitamini depolamak,
- Vücut ısısını sağlamak(kanı ısıtarak)
- Protein ve yağ metabolizmasını düzenlemek,
- Etil alkolü asetil CoA ya dönüştürmek

Pankreas endoksin bez olarak kana “insülin” ve “glikojen” hormonu salgılar. İnsülin hücre zarlarının glikoza olan geçirgenliğini arttırır. Glikojen ise glikozun hücrelerden kana geçişini hızlandırır. İnsülin hormonu canlıların büyümesi üzerinde de etkilidir. Pankreas enzokrin bez olarak on iki parmak bağırsağına sindirim enzimleri taşıyan özsu salgılar.

n. Göz :

İnsan gözü dıştan içe üç tabakadan oluşur. Sert tabaka(sklera), damar tabaka, ağ tabaka(retina). Gözü en dıştan saran oldukça kalın ve sağlam olup bağ dokudan oluşan kısım sert tabakadır. Ön bölümü saydamdır. Bu bölüme kornea denir. Damar tabaka; siyah renkli, ince, gevşek yapılı bir tabakadır. Göze kan getiren damarların bulunduğu bölüm olup, gözün ön bölümüne gelince düzleşir. Buraya iris denir. İrisin ortası deliktir, göz bebeği adını alır. İris göze giren ışık miktarını ayarlar. Ağ tabaka; gözün içindeki sinir hücrelerinin oluşturduğu tabakadır. Işığa duyarlı hücreler ağ tabakadaki sarı benekte bulunur. Işığa duyarlı olmayan bölgeye kör nokta denir.

Sarı benekte çomak hücreleri ve koni hücreleri vardır. Çomak hücreleri siyah ve beyazı ve cisimlerin şeklini algılar. Koni hücreleri renk alabilen hücrelerdir. Kırmızı, mavi ve yeşili alabilen üç çeşidi olduğu kabul edilir. Renk körlüğü üç çeşidin bulunmadığı durumda ortaya çıkar.

Ön oda kornea ile iris arasındaki boşluğa denir. Göz bebeğinin arkasında kalan boşluğa arka oda denir. Göz merceği de arka oda da bulunur. Ve ışığın sarı benek üzerine düşmesini sağlar. Sağlıklı göz 13 cm ile 65 m arasını net olarak görebilir. Miyopluk uzaktaki cisimleri, hipermetropluk yakındaki cisimleri iyi göremediğimizde ortaya çıkar. Astigmatlık kornea tabakasının bozulmasıyla, presbitlik göz merceğinin esneme kabiliyetini yitirmesiyle ortaya çıkar.

o. Kulak :

Dışkulak, orta kulak ve iç kulaktan oluşur. Dış kulak; kulak kepçesi ve dış kulak yolundan oluşur. Bu yolu kıllar, yağ bezleri ve kulak kiri bezleri bulunan bir deri örtmüştür. Kulak zarına kadar uzanır. Kulak zarı kendisine gelen titreşimleri orta kulağa iletir.

Ortakulak şakak kemikleri arasında bezelye büyüklüğünde bir boşluktur. Çekiç, örs ve üzengi kemikleri bulunur. Çekiç kemiği kulak zarına, üzengi kemiği iç kulağa açılan oval pencereye bağlıdır. 600-6000 frekansındaki sesler mükemmel iletilir. Orta kulaktan geniz boşluğuna östaki borusu açılır. Ağzın açılıp kapanmasıyla genişleyip daralır. Böylece ortakulağa hava giriş çıkışı sağlanır.

İç kulak; şakak kemiklerinin içine yerleşmiştir. İçinde hem ısıtma hem de denge ile ilgili yapılar bulunur. Şakak kemiklerinin kıvrımlı yapısı kemik dolambaç olarak adlandırılır. İçinde zar dolambaç vardır. Arasında bir sıvı bulunur. Buna dış sıvı denir. Dalız iç kulağın ortasındaki boşluk, salyangoz; bunda üç kanal vardır, vestibular kanal kohlear kanal ve timpanik kanal. Kohlear kanalın içini mekanik uyarılara duyarlı tüylü hücreler döşemiştir. Bu hücrelere korti organı denir. Yarım daire kanalları, tulumcuk, kesecik; çok sayıda tüylü hücre ile örtülü olup, denge duyusunu algılarlar.

p. Burun :

Koku alma organı olan burun uç beynin ön kısmında bulunur. Kıkırdak doku şeklini verir. Burun deliklerinin içini epidal doku örter. Burada mukus salgılayan hücreler bulunur. Ayrıca havadaki tozları tutan kıllar bulunur.

Burun boşluğunu da epidal doku örter. Burnun tavan kısmına rastlayan bölümünde sarı renkli koku alma bölgesi vardır. Koku almayı sağlayan hücreler burada bulunur. Koku alıcıları mukus ile örtülüdür. Mukus içinde çözünen gazların kokusu alınabilir.

q. Dil ve Tat Alma:

Dil tat alma organıdır. Dildeki tat alma tomurcukları dilin üst yüzeyine yayılmıştır. Dilin değişik tatları alan tat tomurcukları dilin farklı bölümlerinde bulunur. Ekşiyi yan taraftakiler, tuzluyu ön ucunun yanındakiler, tatlıyı alanlar dilin ön ucunda ve acıyı alanlar dilin arka ortasında bulunur.

Tat alma memeciklerinin üç çeşidi vardır. Çanaksı, mantarsı ve yapraksı memecikler.

r. Dokunma Duyusu :

Dokunma duyusu organı deridir. Deriyle basınç, sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık, ağrı gibi duyular alınır. Bu duyuları mekanik duyular denir.

Deride bu duyuları alabilen alıcılar vardır. Pacini cisimciği ve merkel diski sert – yumuşak, sivri – kesici gibi dokunmayla ilgili duyuları, krause cisimciği soğuğu, ruflloni cisimciği sıcağı, kıl kökü alıcısı kıllara dokunulduğunu, serbest sinir uçları batma, yanma, kesilme ile ilgili olayları algılamamızı sağlar.

s. Bağışıklık Sistemi ve Hormonlar:

İnsan vücudu kan üzerinden beslenen, korunan ve çalıştırılan bir özellik taşır. Salgılanan hormonlar vücudun her yerine ulaştığından her yerini değişik şekilde etkiler ama en çok ilgili organı veya dokuyu çalıştırma fonksiyonelliği yaratır. İlaçlarda bu anlamda kullanılmaktadır. Kan tahlilleri insan vücudunun dinamikleri hakkında önemli göstergeler yaratırlar. Bugün uygulanan sağlık sistemi kan tahlillerine dayalı tespitlerle yürütülmektedir.

Salgı bezleri üçe ayrılır; hormon salgılayan endoktrin bezler, tükürük ve ter salgılayan ekzokrin bezler, hem hormon hem hormon olmayan maddeler salgılayan karma bezler. Endoktirn bezler; hipofiz, tiroit, paratiroit, böbrek üstü bezleri, epifiz ve timüs bezidir. Ekzokrin bezler; tükürük bezi, ter bezi, göz yaşı bezi, süt bezleridir. Karma bezler; karaciğer, pankreas ve eşey bezleridir.

Hipofiz bezi; beynin hipotalamus bölgesinin altında bulunur. Bezelye büyüklüğündedir. Ön ara ve arka olmak üzere üç loptan oluşur. Ön loptan; büyüme hormonu ve diğer bezleri uyaran hormonlar salgılanır. Ara bölümün hormonu intermedin(mekülasit uyarıcı hormon) deri koyulaşmasında etkili olur. Arka loptan; oksitosin ve vasopressin salgılanır. Oksitosin doğum sırasında dölyatağı kaslarının istemsiz kasılmasını sağlar. Vasopressin böbrek kanalcıklarından suyun geri emilmesini uyarır.

Tiroit bezi; gırtlağın iki yanında bulunur. Ve iki loptan oluşur. Hormonu tiroksin metabolizma hızı üzerinde etkilidir. Metabolizma vücuda alınan besin maddelerinin kimyasal değişiminin tümüne denir. Özümleme ve yardımlama şekilleri vardır. Yetişkinlerde tiroit az salgı yaparsa miksidema ve guatr oluşur. Bu yapısal bozukluk veya yeterli iyot alınmadığı durumda ortaya çıkar. Tiroksin azlığı oksijen ve besin tüketimini azaltır. Vücut sıcaklığı düşer. Tiroksin fazlası da dış guatr yapar. Çok terlerler. Tiroit bezinin diğer hormonu kalsitonin kastan kemiklere kalsiyum geçişini uyarır.

Paratiroit bezi; tiroit bezi içine gömülmüş küçük bezelye büyüklüğünde dört doku kütlesidir. Parathormon hormonu üretir ve bu kalsitoninle birlikte kandaki madensel tuzların düzenlenmesinde etkili olur. Fazla hormon kanda kalsiyum miktarını arttırır.

Böbrek üstü bezi; böbrek üstünde yer alır. Dış kısmına kabuk, iç kısmına öz bölgesi denir. Kabuk bölgesi hormonlarına kortikoidler denir. Mineral kortikoidler vücuttaki tuz dengesinin korunmasını sağlarlar. Gluko kortikoidler ise amino asitlerin glikoza dönüşümünü uyararak enerji üretimini hızlandırır. Eşey hormonları; testis ve yumurtalıklarda salgılanan östrojen ve androjen hormonları kabuk bölgesinde de salgılanır. Öz bölgesi hormonlarında adrenalin kalbin çalışmasını hızlandırır, ayrıca karaciğer ve kaslarda depolanmış glikojenin glikoza parçalanmasını sağlayan enzimlerin sentezini uyarır, noradrenalin damarların büzülmesini ve kan basıncının yükselmesini sağlar.

Epifiz bezi; beyin yarımküreleri arasında bulunur. Yumurtalık faaliyetlerini engelleyici yönde etki yaptığını ve ergenliği geciktirdiğini söyleyebiliriz.

Timüs bezi; tiroit bezinin biraz altından başlayıp yürek hizasına kadar uzanan atkı biçimindeki iki parçalı bir bezdir. Antikor yapma yeteneğini etkiler. Ayrıca akyuvar olgunlaşmasını sağlayan bir hormon salgıladığı sanılmaktadır.

t. Lenf Sistemi:

Kılcal damarlardan hücreler arası boşluklara akan sıvı doku sıvısıdır. Doku sıvısı renksiz ve kan sıvısındaki küçük moleküllü maddelerle az miktarda proteinden oluşur. Doku sıvısının tümü hücreler arası boşluklardan kılcal damarlara benzer damarlara girer. Bu damarlara lenf damarları denir. Doku sıvısı bundan sonra akkan adını alır. Kan hücrelerinden yalnız akyuvarlar kılcaldamarlar dışına çıkabilir. Bunlar lenf damarlarına girerler.

Lenf sistemi; kılcaldamarlardan dışarıya çıkan ve dokular arası alanları dolduran doku sıvısının dolaşım sistemine dönmesini sağlayan yardımcı bir sistemdir. Sistemi oluşturan damarlar çok sayıda kapakçık taşır. Bu damarlarda akkan arkadan gelen sıvının itmesiyle akar. Lenf sisteminde atar damar yoktur. Kılcal damarlar lenf sisteminde de bulunur. Lenf kılcallarının proteinleri geçirgenliği çok fazladır.

Lenf damarları birbirine bağlanarak kalın lenf damarlarını oluşturur. Bu damarlar omuz bölgesinde dolaşım sistemine bağlanır. Böylece kılcal damarlardan çıkan sıvı tekrar dolaşım sistemine geri döner.


2. İNSAN DOĞASI :

Birinci bölümde biyolojik anlamda insan fizyolojisini anlaşılır hale getirmeye çalıştık. Bu bölümde ise vücudun fizyolojik etkilerinin hayatla ilişkisini anlaşılır kılmaya çalışacağız.

Ben açıklık kazanması bakımından varlık ve oluşumu fizyoloji, topyekun fonksiyonelliği ise doğa olarak ayırdım. Böyle bir ayırıma neden gerek gördüğüme gelince vücudumuz organlarıyla fonksiyonelliğini gerçekleştirirken biz hayatımızı idame eder ve yaşarız. Bu yaşama fizyolojik verilerin etkisini gözeterek bazı kurallar ve yaklaşımlar türetmek zorundayız. Böylece hayat disiplini ile vücudun fizyolojik oluşumu arasında ilişki ortaya çıkacaktır ki hayatı yaşarken bize bu fizyolojik anlamlı bir çerçeve sunacaktır.

İnsan doğası çok karmaşık olmayan ancak belli noktalarda dikkatli olunması gereken vazgeçilmez yaklaşımlardır. Bu doğa zaten yaşamımızda var olduğu için biz onu sadece tanıyarak dikkatimizi daha anlamlı tutacağız.

a. Boşaltım Sistemi ve Dengeleri:

Hücrelerdeki biyo kimyasal tepkimeler sonucunda CO2 ve NH3 gibi artık maddeler oluşur. Ayrıca vücuda fazla miktarda madensel tuz ve su girebilir. Canlılar iç çevrelerini değişmez tutabilmek için hücrelerinde oluşan CO2 ve amonyağı(NH3) vücuda giren madensel tuz ve suyun fazlasını vücut dışına atmak zorundadır. Hücrelerde oluşan NH3 ün hücrelere giren fazla su ve madensel tuzların vücut dışına atılmasına boşaltım denir.

Boşaltım sistemi; böbrekler, sidik borusu, sidik kesesi ve boşaltım kanalından oluşur. Böbrekler idrar oluşumunda, sidik borusu ise oluşan idrarın sidik kesesine taşınmasında iş görür. Böbrekler 10-12 cm büyüklüğünde 120-170 gr ağırlığındadır. Üç bölümde incelenir. Kabuk bölgesi, öz bölgesi ve havuzcuk. Kabuk bölgesi kırmızımsı renkte en dış kısımdır. İdrar burada süzme birimlerinde (nefroz) oluşur. Öz bölgesi kabukta oluşan idrarı havuzcuğa götüren toplama kanallarına sahiptir. Havuzcuk böbreğin çukur tarafında kalan sarımsı bölgedir. İdrarın bir süre depolanmasında iş görür.

Her böbrekte bir milyona yakın nefroz bulunur. Kalbin her kasılmasında pompalanan kanın ¼ ü böbrek atardamarı ile böbreklere gelir. Bu dört beş dakikada bir kanın böbreklerden geçmesi demektir.

Böbrekler kandan NH3, üre ve ürik asit gibi zararlı metabolik artıkların ayrılmasını sağlar. Kandaki su seviyesini korur. Tuz dengesini korur, kanın Ph’ı değişmez tutulur.

b. Tuvalet Gereksinimi ve Disiplini:

İki tip tuvalet gereksinimi vardır. Bir büyük abdest dediğimiz kalın bağırsakta toplanan dışkının atılması, ikincisi sidik torbasının dolması sonucu idrarın dışarı atılması.

Dışkının oluşumu tabiî ki yediğimiz maddelerin vücuda yararlı kısımları ayrıldıktan ve sindirim sisteminin ürettiği yapılanmalardan arda kalanlar ile gerçekleşir. Günde üç öğün beslenme alışkanlığına sahip kişilerde bu ihtiyaç günlük belli zamanda karşılanan bir saykıla dönüşür. Temizlik ve gerçekleşen oluşum titizlikle dengelenir. Çocuklarda bu alışkanlığı kazandırmak biraz titizlik konusuna dikkatle sağlanabilir.

İdrarın dışarı atılması ise alınan sıvı miktarına bağlı olarak sıklaşan bir özellik gösterir. Bu nedenle günlük ortalama 2 litre sıvı alınması böylece kanın gerekli temizleme fonksiyonunun duyarlılığını yaratmak gerekir.

c. Uyku – Rüya ve Gereklilik:

Uyku; duyusal veya diğer uyartılarda uyandırılabilen bilinçsizlik halidir. Özellikle sinir sisteminde biriken toksik atıklar uykuyu meydana getirir. Sinir sistemi uyku anında bu maddeleri inaktive ederek dinlenir. Uyku; bedensel ve ruhsal yorgunlukları giderici, dinlendirici ve insanın yeniden enerjik olmasını sağlayıcı bir gereksinimdir. Uyku anında kalp atışları azalır, tansiyon düşer, solunum azalır ve derinleşir, vücut ısısı düşer, kaslar gevşer, iç organların çalışması yavaşlar, sinir sistemi ve duyu organları istirahat halindedir.

Yavaş dalga uykusu; aşamalı olarak derinleşen dinlendirici bir uykudur. Uykunun uzun bölümünü meydana getirir. Genellikle hatırlanamayan rüyalar görülür. Uyku derinliği sabaha doğru azalır.

REM(Rapid Eye Movements) uykusu; yavaş dalga uykusunun bir bölümünde uyku derinliği ve vücut fonksiyonlarında değişiklik görülür. Uyku derinliğine bağlı olarak kan tonüsü azalır, kırık göz hareketleri başlar. REM uyku fazı normal uyku içinde her 90 dakikada bir tekrarlanır. Ortalama süresi 20-30 dakikadır. REM uykusu oranı yükseldikçe vücudun dinlenmesi tamamlanır. REM uykusu daha çok dinlendirici ve hatırlanan rüyaların görüldüğü uyku fazıdır.

Derin uykuya dalma kişiden kişiye değişir. Işıkları azaltılmış temiz havalı ve sakin bir yerdeki uyku daha dinlendiricidir. Beyindeki uyanık kalmayı sağlayan merkezlerin etkisizleşmesiyle uyku başlar. Esneme, gözlerin kapanması ve uykuya dalma ile devam eder.

d. Zindelik ve Sağlık:

Zindelik nedir? İnsanın kendisini her zaman en iyi performans için hazır hissetmesidir. İnsan vücudu beslenme, hareketlilik ve moral bakımından bir denge unsuru olarak kendini gösterir. Fazla yemek yemek, şişman olmak, hareketsizlikten ortaya çıkan durumlar ve nihayet psikolojik şartlar itibarıyla yaşamdan haz duymak gerekliliği ile günlük faaliyetleri etkileyecektir. Beslenmek bir disiplin işidir. Hem uygun hem de yeteri kadar yemek tüketmek önemli bir olaydır. Hareketsizlikte aynı şekilde sağlık sorunları yaratabilen bir durumdur.

O zaman insan zinde kalmak bakımından belli asgari bir yaşam disiplinini sürekli taşır durumda yaşamalıdır. Bunu sağlamak üzere bilimsel ve kültürel değerler ortaya konulmalı ve insana öğretilmelidir. Zinde olan bir insan üretken yaşamaya doğru kendini hazır hissedecektir. Bunun için spor, sanatsal aktiviteler önemli hususlardır. Ben günde bir saati sportif maksatlı kullanmak gerektiğine inanıyorum. “Ter kandan tasarruf sağlar” sözü bana rehber olmuştu. Siz de kullanın derim.

e. Kan Sistematiği ve Analizi:

Vücutta tüm doku ve organlar kanın taşıdığı beslenme unsurları ve faaliyet hormon yada etkileriyle beslenirler. Ve hareketlilik kazanırlar. Bu nedenle kanın özellikleri vücudun bağışıklık sistematiğinin esasını teşkil eder. Kanın temizlenmesini karaciğer ve böbrekler ayrıca solunum veçhesiyle akciğerler sağlamaktadırlar. Bu üç organın insan sağlığı ve yaşamsal oluşumların temeli olduğu unutulmamalıdır.

Bilimsel olarak karaciğerin beslenme ve yaşam disiplini açısından performans özellikleri ortaya konulabilmelidir. Böbrek için yeterli ve uygun su tüketiminin gerekliliği anlaşılır olmalıdır. Aynı zamanda böbrek hasatalıkları karaciğer hastalıkları ve akciğer hastalıkları konusunda birey bilinçli ve kendine düşen alışkanlıkları geliştirici şekilde yaşamayı öğrenmelidir.

Kalbin spor ve beslenme yanında yaşam koşulları ile de yakından ilişkisi vardır. Bu veçhe ile psikolojik ve performans özellikleri bakımından insanın bilinçlenmesi önemlidir.


f. Ter – Kan Denge Açıklaması :

Vücuttaki ve daha da önemlisi dokulara yakın olarak tüm vücuttaki deri üzerinden terleme yoluyla toksinler ve kandaki zararlı maddeler dışarıya atılabilmektedir. Günde belli bir yüksek performans ile sağlanacak terleme olayı sadece kan dengeleri açısından değil aynı zamanda eklemleri, kasların ve iskeletin duruş kabiliyetleri bakımından dengelenmesini sağlayacaktır.

Ben son 15 yıl içindeki durağanlığımdan ne kadar rahatsızlık duyduğumu anlatamam. Sonuç ne oldu fazla kilolarla gelen rezalet ve en önemlisi kalp krizi geçirdim. Bu benim kendime yaptığım bir zulüm gibi algılanabilir. Ama ben bunu sizlerin yönlendirmesinde gerçekleştirdim. Sebebi kendi düzenimi zorlayarak ruhun derinliklerine inebilme teşebbüsü idi. Sizlerin benim yaptıklarımı yapmanız gerekmez. Ben belki de gerek sağlamlık gerekse sağlık açısından belli özelleri sağlayan bir durumda olabilirim. Kendimi böyle zorlamam görevime olan düşkünlüğümle ilişkili olmalı diye düşünüyorum.

g. Hareket ve Sağlık:

Ben günde 30 dakika yürümek gerektiği görüşündeyim. Bunun ruhu rahatlatmak yanında eklem yerleri ve kasların hareketliliğin getirdikleriyle yaşamsal bir gerekliliği karşıladığı inancındayım. Özellikle ev hanımlarının bunu mutlaka yerine getirmesi gereklidir. Diğer insanlarında hayatlarındaki oluşumları küçüklüğünden itibaren bu şekilde geliştirmesi çok önemlidir. Teknolojinin getirdikleri insanları hareketsizliğe boğmuş ve yaşamı kolaylaştırdığını sandığımız bu gelişimler insan sağlığını riske atar duruma gelmiştir.

Ben insan organizmasının temel sağlık unsurlarından birnin hareketlilik olduğuna inanıyorum. Zinde olmak ve sağlıklı olmak hayat boyu bir görev ve disiplindir. Bunu yaradılış gerekliliği gibi görmek gerekir. Yaşamımızdaki alışkanlıklarımızı geliştirme ve bunun önemine inanma çok önemlidir. Hayatı üretken ve verimli kılmak top yekun fizyolojik anlaşılabilirlikle doğrudan ilişkili bir durumdur.

İnsan yaşamında asgari bir defa mutlaka ama 10 yılda bir tavsiyeli olarak maraton koşmak insan sağlığı açısından çok önemli bir fonksiyonelliktir. Ben bunu çok arzuladım. 35 km ye kadar çıkardım. Asfaltta koştuğum için dizlerim rahatsızlandı. Daha sonra uzun mesafeli yüzerek bu rahatsızlıktan kurtuldum. Bu tecrübelere dayanarak söylüyorum ki 2-3 km koşmak, 10 yılda bir maraton koşmak ve akabinde 3 ay 2000 m yüzmek yaşamasal fonksiyonelliğin anahtarıdır.

Kalbin ve damarların hatta kötü alışkanlıkların bu şekilde üstesinden gelinebileceğini düşünüyorum. Ayrıca maraton koşan bir entelektüel kişinin performans kriterlerini ikiye katlayacağından eminim.

h. Beslenme Alışkanlıkları ve Önemi:

İnsan vücudunun normal enerji cinsinden kalori olarak ihtiyacı erkeklerde 2500 kadınlarda 1800 kalori / gündür. Bu ölçü beslenme büyüklüğünü anlamamız bakımından önemlidir. Ben beslenme alışkanlığını alınan protein ölçüsü ve vitamin çeşitliliği ile takip etmek gerektiğine inanıyorum. Her gün bir tabak salata yemek bir porsiyon protein almak ve vücudun hareketliliğine göre yeteri kadar karbonhidrat almak önemlidir. Bunları gerek kültürel gerekse yerel bazda anlaşılır kılmak gerekir.

Çocukların beslenme alışkanlıkları itibarıyla yönlendirilmeye ihtiyaçları vardır. Aileler bu yönden hiçbir yeterli görüş ve bilgiye sahip değildir. Bunları anlaşılır kılmak ve insanların bu alışkanlıkları zaman içinde yaşam tarzlarına yansıtmalarını sağlamak öncelikli fonksiyonel görevimizdir.

i. Dinlenme Gereksinimi:

Yorulan bir insanın dinlenme fazında ne kadar zevk aldığını anlamamız lazım. Üretkenlik kalıpları ve performans ölçüleri bilinçli insan dinamiklerini zenginleştirecektir. Hayatı tasarruf bazında ölçümlendirmek kadar hareketlilik bazında da ölçümlendirmek gerekir. Böyle bir zihniyet insanda çalışkanlık tohumlarını yeşertecektir.

Topyekun insan kalitesi bakımından hayata bakabilmemiz lazım. Zamanı ve ihtiyaçları dengelerken aynı zamanda insan için önemliliği de göz önünde bulundurmalıyız. Günlük alışkanlıklar yanında periyodik alışkanlıklar da geliştirilmelidir. Böylece insan hayatı daha zevkli ve renkli bir performansa dönüşecektir.

Hayata karşı pesimistik yaklaşmamak gerekir ve mutlaka iyi taraflarını da düşünebilme gayreti içinde olmamız gerekir. Hayat bileşkesindeki güzellikleri kardeşlik ve yakınlıklarla geliştirmek ve zevkli performanslara dönüştürmek elimizdedir.

j. Ağız ve Diş Sağlığı:

Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplarıdır. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir. kalp, böbrek, eklemler gibi yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilir.

Diş çürümelerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır. Duyarlı bir diş yüzeyi, mikro organizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşmasına yol açacak mikro organizmaların varlığı. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır.

Ağız içersindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerinde yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Ağızda şekerden ve bakteriden oluşan etkilerle asit meydana gelebilmektedir. Bu asit diş minesinin erimesine neden olur. Bu etken diş minesi üzerinde küçük delikçikler yapar. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse çene kemiği içersinde apse oluşturur. Diş hastalıkları için erken tanı çok önemlidir.

k. Giyinme Alışkanlıkları:

Mevsim şartlarına uygun olarak insanlar giyinme alışkanlıkları oluşturmuşlardır. Kış aylarında soğuk şartlara göre kalın giysiler kullanılır. Özellikle evlerin kaloriferli olmaları grip-nezle gibi hastalıkların çok fazla yaygınlaşmasına neden olmuştur. Evlerde 22 derece olan sıcaklığa göre giyinmek gerekirken, dışarının sıcaklığı 10 derece veya daha düşük olabilmektedir. Vücut direncinin yükselmesi bakımından sıcaklık değişimlerini dengeli şekilde karşılamak bunun yaratacağı sorunları azaltabilir.

Soğuk havalarda koşmak veya hızlı yürümekte insanı terletebilir ve bu hastalığa davetiye çıkarabilir. Ayrıca yağışlı ve soğuk havalarda başımızın ıslanması hastalığa neden olabilir.

Giyinme terbiyesi bir kültürel oluşumdan çıkmış neredeyse evrensellik taşımaya başlamıştır. Giyim eşyalarında insan sağlığı için uygunluk taşıyan malzeme kullanılması da önemlidir.

l. Mikroplar ve Enfeksiyon:

Bugün insanlığın en büyük, en amansız düşmanının mikroplar olduğunu biliyoruz. Bu küçük tek hücreli organizmalar öylesine küçüktür ki mikroskopla ancak görülebilir. Mikrop veya mikroorganizma diye tanımlanan bu küçük düşmanlar bitkisel yada hayvansal yapılı olabilirler. Hayvansal yapıdaki “protozoa”, bitki formunda olanlara “bakteri” denir. Üçüncü bir grup vardır ki bunlara genelleme halinde elenemeyen virüs denir. Mikroplu her hastalık özel bir mikrobun sonucudur. Belirli bir hastalığın mikrobu başka hastalığa sebep ve kaynak olamaz. Mikrobik hastalıkların çoğunda vücut direncine ve karşı koyma gücüyle bu mikropları yok edebilir. Mikroplara karşı en etkili savunma yolu aşıdır.

Enfeksiyon mikrobik hastalığın adıdır. Genellikle mikroplardan bulaşan hasatalıklara vücut direnç kazanır ve bir daha yakalanmaz.

m. Antibiyotik Tedavisi:

Antibiyotik tedavisinde temel ilkeler şu şekilde sıralanabilir; antibiyotik tedavisinin gerekçelerinin saptanması, tedavi öncesi uygun örnek alınması ve incelenmesi, etken olabilecek organizmaların düşünülmesi, antibiyotik seçiminde göz önüne alınması gereken noktalara uyulması, farmakolojik özelliklerin bilinmesi, kombinasyon antibiyotik tedavisi endikasyonlarının olup olmadığının araştırılması, konakçı faktörlerinin gözden geçirilmesi, antibiyotik tedavisine yanıtın izlenmesi.

Antibiyotik tedavisi endikasyonları oldukça kısıtlıdır. Bir hastada antibiyotik tedavisine başlanabilmesi için iki durumdan birinin var olması gerekir.

- Antimikrobiyal ajanla tedavi edilebilecek bir enfeksiyon hastalığın varlığı,
- Antimikrobiyal ajan tedavisi ile gelişmesi önlenebilecek bir enfeksiyon olasılığı.

Antibiyotik kullanımında en önemli hatalardan biri ateşin tek başına antibiyotik tedavisi için yeterli bir endikasyon olduğunun düşünülmesidir.

n. Kalp ve Önemi:

Kalbimiz en çalışkan organımız. Anne karnında altı haftalık iken çalışmaya başlayan kalbimiz bir ömür boyu hiç durmaksızın çalışıyor. Bu değerli organ bir kas pompasıdır. Kanın vücudumuzda durmaksızın akmasını sağlayan bir hayat pınarıdır.

Kalp ve damar hastalıkları kanserden sonra dünyada ölüme sebebiyet veren hastalıklardandır. Kalp hastalıklarından korunmada en büyük etken bilinçli olmak ve dengeli beslenmektir.

Kalp ve damar sistemi konusunda gerçeğinde yeterince spor yapmak önemlidir. Sportif aktiviteleri bütün ömür boyu sürdürmek kalp ve damar hastalıkları için mücadelede önemli başarı yaratır.

Stres ve büyük üzüntüler, psikolojik depresiv olgular kalp sistematiğinin dengelerini bozmaktadır. Bu nedenle beslenme yanında yaşamdan etkilenme riskleri de önemsenmesi gereken hususlardır.

Yüksek tansiyon, şişmanlık, sigara içmek, ailede kalp hastası bireylerin bulunması, yüksek kolesterol, kalp rahatsızlıklarına önemli ölçüde davetiye çıkartırlar.

Kalp rahatsızlığı; göğsün orta kısmında sıkıştırıcı ve yanma tarzında, omuz veya kol gibi bölgelere yayılan ağrı hissedilmesiyle, kalpta çarpıntı, hızlanan atışlar ve düzensizlik belirtileri ile ortaya çıkar.

o. Alışkanlıklar:

İnsan hayatını etkileyen onun hayatında hangi duygunun belirgin olacağına karar veren şey
alışkanlıklarıdır. Alışkanlıklar bir insanı inanılmaz derecede ileriye götürürken aynı zamanda aşağıya da çekebilir. Bütün inişli çıkışlı dönemler hep bu yüzden yaşanır. Alkol kullanma alışkanlığı bir aileyi parçalayabilirken geride hayata negatif bakan çocuklar bırakıyor. Kendi ruhsal gelişiminde çöküntü yaşayan bu çocuklar geleceğin kaygılı birer bireyi oluyorlar. Alışkanlığın çeşidi sadece kendisini değil çevresindeki bir çok insanı da etkiliyor.

İnsanların alışkanlıkları çocukluklarından itibaren gözlemledikleri hayatta beğendikleri veya tercih ettikleri bazında oluşur. Alışkanlıkların mantalitesi kültür olarak tanımlanır.

İnsanları düşünen ve tarzlarında politik davranan bireyler haline getirebilmek amacımızdır. Bu nedenle insanların alışkanlıkları bazında kavramaları gerekenler ve kültürlerinin mantalitesi kapsamında hareket etmeleri en doğru yaklaşımdır.

Alışkanlıklar kabiliyetleri etkileyen önemli araçlardır. Bu nedenle insan seçeceği kabiliyetlere uygun alışkanlıkları benimsemeli ve bunlara önem vermelidir.

p. Duygusallık Temayülü:

Toplumun değerleri ile bütünleşen tercihler vardır. Bunlar bize tanımlanmış duygusallık verirler. Ayrıca insan doğasında oluşan reaksiyoner duygular vardır. Bunlar da bizi çevremizle olan ilişkilerde politik duruşumuza yönelten etkilerdir. İnsan bazen doğruyu bildiği halde toplumsal etki nedeniyle çevrenin istekleri doğrultusunda hareket eder. Dolayısıyla insan duygusallığını yöneten bir ahlak-namus-vicdan üçlemesi vardır. Bu üçlemenin bireydeki tezahürü bireyin politik geçerliliği ile ortaya çıkar. Bizim amacımız ahlak ve namus olgularını belirgin kılarak bireyi politik duruşunda dengelemek ve bunun doğası çerçevesinde erdemi hedef alan kaliteyi yönetmektir. Duygusallığın yönetselliği bir anlamda medeniyetin kalitesi ve insanın taşıdığı sosyolojik pozitif enerjidir. İnsanlar bunu başarmak için çaba sarfettikleri ölçüde kendilerinin inkişafını sağlayacaklardır.

q. Mutluluk Hedef ve Önemi:

İnsanın üretkenliği stratejik bir yaşam anlayışının varlığı ile doğrudan ilişkilidir. Ben insanın üretkenliğini sadece somut değerler açısından görmüyorum. Bir makale okumak yada bir fikir üretmek insanın beklenen yaygın üretkenliği olarak görülmelidir.

Mutluluk kısa, orta ve uzun vadede stratejik hedefe yaklaşma aşamalarının bir zaferi olarak ele alınmalıdır. Böylesi bir yaşantı insanı sürekli mutlandıran ve yaşama zevk ve ahenk katan özellik taşıyacaktır. Yoksa mutluluğu bir keyif süreci gibi görmemek gerekir.

İnsan mutluluğu ve stratejik yönelişinin temel parçalarından biri hiç şüphesiz sağlıktır. Sağlıklı bir yaşantıyı ortaya koyamayan insanın stratejik geleceği olamaz. Bu nedenle sağlık bir ara ama önemli hedeftir. Ve bu nedenle sağlık kapsamında her birey mutlaka doğru alışkanlık ve bilgi ile donatılmalıdır.

r. Bireysel Duruş – Sağlık Ekseni:

Bireysel duruş; bireyin çocukluğundan itibaren kendisine yüklediği yeteneklerin bileşkesi anlamını taşımaktadır. Bireysel duruş ile ilgili olarak her birey alışkanlık ve bilincinde sağlık çerçevesinde bir oluşuma ihtiyaç duymalıdır. Bu bireyin hayata bakış açısını ve kendisini tanıma derecesini etkileyecektir.

Sağlık bireysel duruştan bahsedebilmemiz için vazgeçilmez bir olgudur. Sağlığı yerinde olmayan biri için muhatap olunacak pek değer çıkmaz ortaya.

Çocukluktan itibaren sağlık çerçevesinde kültürel birikime özen göstermek gerekir. Ebeveynler alışkanlıkları bu açıdan bilinçlendirerek yönlendirmelidirler.

Gençlik ve daha sonrası için her birey sağlık eksenli bir bilinç ile yaşamalıdır. İnsanın sağlık ekseni çok önemli görülmeli ve bu kapsamda yaygın bir bilincin oluşması sağlanmalıdır.

s. Özürlü ve Engelli:

Doğum ve hamilelik süreleri içinde kadınların yapmış olduğu yanlışlıklar ve erkek-kadın alışkanlıklarının doğacak çocuk sağlığı üzerinde önemli etkileri vardır. Toplumun bu bağlamda çok fazla tecrübe ve eğitime ihtiyacı vardır. Amerika’da bu kapsamda uygulananlar çok daha dikkatli olarak ele alınmalı ve geliştirici önlemler üretilmelidir.

Biyo-mekanik kabiliyetlerin teknolojik gelişimi ve insan hücresi hakkındaki bilgilerimiz bize zaman içinde özürlü ve engelli kişilerin kalmayacağı hakkında kanaat vermektedir. Zamana, beceriye ve bilgiye dayalı olarak insanlarımıza sahip çıkmak en doğru ve hümanist yaklaşımdır. Bu manadan olmak üzere hayatı önemsemek ve onu değerlendirmek gerekir.



3. İNSANIN YAŞAMSAL FELSEFESİ:

İnsanın fizyolojik yapısı ve bunun yarattığı doğa yanında insanın psikolojik etkinliğini yöneten bilgi ve yoruma dayalı yaşamsal bir kudret onun yaşamsal felsefesidir. Bu felsefe onun kendi fizyolojisinden dünya alanına yansıma ve birlikteliğin oluşturması gereken sosyolojik oluşumlara yön vermektedir. Böyle olunca insanın toplumsallığı sadece ihtiyaç bazında olmayıp aynı zamanda yaradılış gerçekliğine dayanmaktadır. İşte bu bölümde insana psikolojik kuvvet veren fizyolojik olgulara dayanan sosyalizasyon mantığını anlamaya ve anlaşılır kılmaya çalışacağız.

İnsanın yaşama ot gibi durağan veya hayvan gibi saldırgan olmayan üretken ve yönetken etkisini anlaşılır kılmaya başlayacağız. Bunu anlamamız bize hastalıklarla toplumsallığın ilişkisini ve örgütsel dinamikleri duygusallığa dönüştürmeyi gösterdiğini anlayacağız. Dolayısıyla insan acı çekerken de eğitilmekte yaşarken de üretmekte ve dünya insanlığın birikimini geleceğe taşımaktadır. Bu gerçekliği var oluş ve ilgi çerçevesinde anlamamızın mümkün olabileceğini görebilmeliyiz.

a. Kendini Tanıma Temayülü:

İnsan gözleriyle kendisini pek göremez ama aynaya baktığında gördükleri onun gerçek yüzünü anlamasını sağlar. Çinliler gözlerin yalan söylemediği konusunu kabul etmişlerdir. İnsan aynaya bakınca kendi ruhunun dünyaya yansımasını görür. Bazen beğenirler bazen nefret ederler.

İnsanın kendini tanıyabilmesi izafi bir ölçekle mümkündür. Önce kardeşlerine nazaran kabiliyetlerini anlarlar. Daha sonra okulda arkadaşlarından kendi yeteneklerini görürler. Eğitim ortamındaki başarısı onun ortama uyum becerisini ve dolayısıyla yorumlama ve öğrenme kabiliyetini anlamasını sağlar. Ancak eğitim sistematiği pasif olduğu için bu gerçekçi anlamda tezahür etmeyebilir.

Her insan içinde taşıdığı aslanın yani ruhunun terbiyecisidir. Bu nedenle hayata uyum ve yaşam becerisi ve kalitesi onun gerçekçiliğinin eseridir. Hiçbir kötü ortam yoktur ki insana üretkenlik ve yönetkenlik fırsatı vermesin. Sadece insanın kendini kendine tanıtan gerçeklerin yeterince açık olmaması insanın başarısını önemli ölçüde etkilemektedir.

b. Tekamül Düşüncesi ve Kapsamı:

Zaman kullanıldığı takdirde insan için tekamül demektir. Bu nedenle insanın çalışkanlığı ve üretkenliği tekamülün anahtarı olmaktadır. Benim yazdığım hususlar insanın kendisini ve yönetselliği anlamasına fırsat verecek konulardır. İnsan kendi tekamülünü yaşamsal fırsatlarında sağlayacaktır. İnsanı tekamül ettiren ana unsur tecrübedir. Her girişim ve yorumlama ayrı bir sahada ayrı bir derinlik yaratır. İşte duygusal olarak insanı merak ve ilgiye yöneltmek toplumsal bir sorumluluktur.

İnsan kendi varlığını önce kendisine karşı sorumluluğu sonra ailesine olan düşkünlüğü ve nihayet milletine karşı etkinliği ile kanıtlayabilir ve anlayabilir. Bu nedenle insan fizyolojisi ve psikolojisi örgütsel mantalitenin etki alanında sosyolojik bir duruş aramaktadır. Buna yönelmenin ve becermenin özü tercih edilen stratejiler ve belirlenen politikalara dayanmaktadır. Tekamül insan vizyonunun doğal tezahürü olmaktadır.

c. Bireysel Duruş Bilinci:

Bireysel duruş temel olarak insanda var olanlardır. Bireysel duruşun temel özelliğini doğduğu yer verir insana. Bu tanrısal tekamülde insanın hak ettiği adil yerdir. Bu yeri beğenmeyenlere bunun gerçek olduğunu öğretmek zordur. Zira beğenmedikleri için orada olduklarını anlayamazlar. Ruh bakirdir. Her doğuş özünde biriktirdikleriyle bir yeni hayatı yaşayacaktır. Bireysel duruş ile sonraki doğuş arasında çok yakın ilişki vardır. Bireysel duruş sosyal duruşa da rehberlik eden önemli bir olgudur.

Bireysel duruşun birinci etkeni mizaçtır. Mizaç politik tavırla dengelense de duygusal ötelemede özelliklerini sürekli dengeleyen bir oluştur. Bu ruhun tabiatıdır.

Bireysel duruşun ikinci etkeni yaklaşım tarzıdır. Bu her bireyde farklılık gösterse de ilgi ve merak bileşenlerinde kendini gösterir.

Üçüncü unsur kabullenmedir. Kabiliyeti ve özelliği benimsemek önemli bir husustur ve belirleyicidir.

Dördüncü unsur yetinmedir. Bu bireysel duruşun enginliğini belirleyen bir etkendir.

Beşinci unsur tavır koymadır. Böylece insan kendi kişiliğinin öğelerini ortaya çıkarır ve anlaşılır hale gelir.

d. Fizyolojik Yeterlilik Seviyesi:

Her insan okul yaşantısında kendi fizyolojisi ve bu fizyolojinin yarattığı doğayı merak edecek ve öğrenecektir. İnsan kendine ait özellikleri bu fizyoloji içinde daha anlamlı ve kendine göre yorumladıkça üretkenliğini ve zindeliğini kendi yönetebilir duruma gelecektir. İslamiyet’in fizyolojik kapsamda insanlara sunduğu namaz ve oruç öğretilerini iyi algılamak gerekir. Biz bunları spor ve beslenme alışkanlıklarının oluşumu boyutunda daha etken kılmayı önermekteyiz. Fizyolojik bilgi ve anlam seviyesi insanı sosyalite ve obezite açısından dengeleyecektir. Birçok psikolojik sorununda bu şekilde bertaraf edilebileceğine inanılmaktadır.

Fizyoloji bu güne kadar beden olarak can olarak algılanan şekli ile insan hayatiyetinin en can alıcı özelliğidir. Böylece seksi, böylece zevki daha anlamlı hale getirmek mümkündür. Bilgisiz ve cahil kavatların dünyaya verdiği eziyeti görerek cehaletin yıkılması ve ahir zamanı insan düşünselliğini ve üretkenliğini hazırlama ve yaratma süreci olarak görüyorum.

Teknolojinin verdiği nimetlerle insan fizyolojisi dengelemesi çok önemlidir. Yürümek, hareket etmek insan fizyolojisinin anahtar açılımlarıdır.

e. Psikolojik Yeterlilik Seviyesi:

İnsan psikolojisini bu güne kadar en geniş kitle içinde etkileyen husus başta beslenme
güdüsü olmak üzere barınma ve seks güdüleri etkilemiştir. Bütün bunların felsefik açıklamaları artık vardır. Yapmamız gereken yaşam standardı çerçevesinde hayata bağlanan yapıyı dengeli yaşam olgusuna çevirmektir.

İnsanların arsızlığı yerine kardeşliği ve kendine yetmeyi anlamak ve algılamak gerekir. İnsanın hayatı yönetebilmesi için üretmesi, üretmek için müteşebbis olması, bunun içinde toplumun fırsatlarla donatılması gerekir. İnsan sosyalitesini üretkenlik ve fayda ile donatmak bunu ödüllendirmek ve böylece çalışkan ve tutarlı hale gelmek insanın en önemli yönlendiricilik hususudur.

İnsanın çaresiz değil üretken bir yaşantının ahengi olduğunu anladıkça psikolojik etkileşim duygusallık kazanacak zaman insana sevgiyi öğretecektir. Çıkarcılık ve oportunistlik kaybolacak yardımlaşma ve iyilik perspektifleri alışkanlık haline gelecektir. Böyle olunca insan mutlu olmanın kolaylaştığını ve haz ile keyfi dengelemeyi zevki anlamayı öğreneceklerdir.

f. Sosyolojik Yeterlilik Seviyesi:

Ahir zaman insanın kendini anladığı ve hayatla kendini dengelediği bir rahatlama sonrasında zamanı etkileşime dönüştürecek gelişme ve etkileme olgularını sosyolojik manada anlayarak hareket edecektir. Bu insanın kendinde ortaya çıkacak olan liderlik perspektifine açıklık getirecek ve böylece birey kendine olan güveni yanında ruhunun getirdiklerini anlayabilir ve bunu arayabilir özellik kazanacaktır.

Sosyolojik yöneliş gerek sosyal duruş etkilerini gerekse toplumsallaşma olgularını manalandıracak ve örgütlenmenin ve birlikteliğin meyveleri ortaya çıkacaktır. İnsanın düşünme, fikir üretme, yorumlama ve konuşma becerileri geliştikçe kendinle barışıklığı artacak hayatın renkliliği anlam kazanacaktır.

Sosyal olmanın ve üretkenliğin etkileşim ve liderlik boyutlarının yaratacağı ahenk ve başkalaşım dünyaya çok daha anlamlı bakış ve derinlik kazandıracaktır. Duygulanma ve bunun türetimi arayışları insanları daha derinleşmiş olarak yaşayan ve anlamlı iletişim kuran sanatı dengeleyen performansa götürecektir.

g. Liderlik Bilinci ve Fizyoloji:

Her insanın etki alanı açıldıkça ve bu etkiyi yaratacak çabaya alışkanlık kazanıldıkça birey kendini ve çevresini daha derinlemesine görebilecek ve hissedebilecektir. Bu durum onun düşünsellik yanında incelik ve değerlendirme becerilerini etkileyecektir. İnsan ruhu derinlemesine etkileşimi geliştirdikçe insanların kalite ve etkinlik bilinçleri gelişecektir.

Zamanın değerlendirilmesi bilinci ve fonksiyonelliği anlam kazandıkça üretkenlik ve verimlilik düşüncesi tasarruf ve haz dengelerinin derinleşmesini sağlayacak ve güzelleşme anlam kazanacaktır.

Liderlik ile etkileme konuşma ve iletişim kültürünü mana bilim perspektifine sokacak bu da duygusal etkileşim açısından sanatsal verileri yaygınlaştırarak etkinleştirecektir. İnsanın insan olabilmesi temelinin sorumluluk olduğu ve bunun saygı ve sevgi perspektifinde insanlığa anlam kazandırdığını yaygınlaştırmak liderlik bilincini ortaya koymakla olacaktır.

h. Çalışkanlık Temayülü ve Fizyoloji:

Çalışkanlık üretkenlik ve fayda dengesinde yaratılan bir alışkanlıklar oluşumudur. Zeka bu çalışkanlığın verimi ve rasyonalitesi açısından değerler üretir. Bizim konuştuğumuz zaman Altın Çağdır. Yani güdülerin örgütsel olarak üstesinden gelindiği ve duygu yönelişli bilincin söz konusu olduğunu anlamalıyız.

İnsan fizyolojisi düşünsel ve emek yoğun olmak üzere iki temayülü birlikte harmanlayan bir işlevselliğe haizdir. Bu işlevselliğin zenginliğini eğitim, üretim, sanat ve spor dengesinde örneklenen bir hayatı renklendirerek oluşturmak durumundayız. Toplumsal fayda dengeli fırsatlar üzerinden yönetilmesi gereken bu oluşum sömürü ve adil olmaktan uzak bir atmosfere sürüklememelidir. Planlı kapitalizm dengeleri işlevselliği rasyonel kılmak üzere var edilecek ve böylece insanın kendi bireysel duruşunun gelişimi dahil mantıklı bir fayda üretkenliği yaratacaktır.

İtibar dengesinde ekonomik oluşumların teknoloji limitlerinde yaratacağı bolluk zaten insan üretkenlik alanlarını belirleyerek sosyalizasyon dinamikleriyle zenginleşen bir kalite formasyonu tek tercih olacaktır.

i. Okuma Disiplini ve Anlama Bilinci:

İnsanların üretkenlik ve yaratıcılık tasarım emeklerinin yönlendirilmesi sanat ve bilim dengelerinde anlaşılabilirlik arayışlarıyla rasyonalite yaratacak ve bu husus insanların merak ve bireysel duruş ötelemeleriyle hareketlilik kazanacaktır. Ben hayatı az okuyarak ama yorumlayarak zenginleştirdim. Demek ki insan fizyolojisi belli doğrular üzerinde hareket edildiğinde limitsiz üretkenlik yaratabiliyor. Bu özelliği okuma disiplini yaratarak ve bunu hayatta önemsenen değerlere getirerek geliştirebiliriz. Diğer yandan insan fizyolojisinin zeka parametresinin yöneliş ile uygunluğu önemli olacaktır. Anlama bilinci bireye göre değişkenlik gösteren bir çözümleme yeteneğidir. Bunu kazandıracak yöneliş disiplininin anlaşılır ve açık olması önemlidir.

j. Yararlılık İlkesi ve Tekamül:

İnsan bilinci üretkenliği; tasarruf, iyilik, zevk ve gereklilik üzerinde dengeleyen bir açıklıkla anlayabilir. Buna yararlılık ilkesi denir. Yararlılık ilkesinin en önemli fonksiyonelliği tekamül yasasından ortaya çıkar. İnsanın sürekli yenilendiği ve sürekli geliştirdiği doğruluğu ile tesis edilecek anlayış ekonomik ve sosyal olguların itici ve yöneltici unsuru olarak karşımıza çıkar.

Rasyonalite ve verimlilik düşünceleri üretkenliği yada faydayı sürekli gelişen manada etkiler. Bu durumda insan tercihlerinin limitleri ile insan yönelişlerinin çeşitliliği bize sonsuz alternatif fayda tanımları doğurur.

İnsanın fayda merkezli yöneliş dinamikleri hayatla bütünleştirildiğinde mevcut sistemler fırsat temelli dengelerle harekete geçecek ve sosyolojik ve ekonomik trentler doğacaktır. Böylece zenginlik ve zevk ilişkisinde anlamlı bir üretkenliğin yönetimi sağlanabilecektir.

k. Zaman – Program – Fizyoloji:

Zaman ve program ekonomik düşünselliğin rasyonalite temelli verimlilikle anlaşılırlık kazanır. İnsan fizyolojisinin zamanda ve tercihlerde limitler yarattığı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu durumda insanın günlük – haftalık ve daha uzun süreli plalanmış yöneliş merkezlemeleri olmalıdır. Bunların yaratacağı üretsel ve tüketsel etkiler toplumsal organizasyon değerlerini ve kapasitelerini yönlendirecektir.

İnsanı zaman bazında fayda unsuru gibi görmek gerekir. Bu görüş hem çeşitlilik hem de kalite performansında dengeler arayacağından canlılık sağlayacaktır.

l. Beslenme Disiplini:

İnsan fizyolojisi beslenme temelli deformasyona tabidir. Bu hareketlilik ve beslenme bileşkelerinde denge arayan bir zorunluluk ortaya koyar. İnsanın fizyolojik deformasyonu psikolojik bir rezalettir. İnsanın fizyolojik dengelerini alışkanlıklarıyla sağlıklı sürdürmesi hayatın birinci temel kuralı olmalıdır.

İnsanları güzel ve dengeli yaratma disiplini mutlaka zamanın fonksiyonelliği bilinciyle yaratılabilir. İnsanların endişeleri azaldıkça toplumsal etkileşim mekanikleri yaratıldıkça stres farklılaşacak ve kalite yönelişleri insanı rahatlatacaktır.

Beslenme sadece çeşitlilik bazında sonsuz zevk üretebilecek bir sahadır. Bunun limit ve tercihleriyle hayatın bütünleştirilmesi gerçek manada bir sanat aktivitesidir. Zindelik ve üretkenlik ilişkisi mutlaka insan fizyolojisinin eseri olmalıdır. Bu da disiplin olarak karşımıza çıkar.

m. Bireysel Duruş – Zaman Disiplini:

Bireysel duruş bireyin kendisini olduğu kadar çevresini de etkileyen bir birleşimdir. Bunu biraz kendi yönelişi bazında kabiliyetlerinin ihtisası olarak görebilmelidir. İhtisasın belli bir konudaki derinlik olarak anlaşılması ve bunun ortaya koyduğu yorumun insan için bir üretkenlik olduğunu kabul etmeliyiz. Aslında her bireysel duruş kendi farklılığında insanın getirdiklerinin tezahürünü yansıtacaktır.

Bireysel duruşun ortaya çıkarılması dahil hayatın üretkenliği çerçevesindeki her çaba için bir program gerektiği aşikardır. Zaman disiplini bu programın uygulanabilirliğinin temel yapı taşıdır. İnsanın zaman disiplini anlayışı günlük – haftalık faaliyet oluşumunun rantabilitesini yaratmaya uygun olmalıdır. Yakın gelecekte toplumsal zaman disiplini daha fazla esneklik kazanabilecek böylece insan zamanın uyum stresini azaltacaktır.

Zaman disiplini ve bireysel duruş etkileşimin birbirini bütünleştirir yapıyla yaşaması alışkanlıkların belirginleşmesine imkan verecektir. Alışkanlıkları kültür olgusuna dönüştürmek ise toplumsal bir çaba isteyecektir.

n. Hayatın Örnekleme ve Dengesi:

Sosyalizasyon örgüsü içinde yaygınlık kazanacağı düşünülürse bunun seçilen insanların örnekleme bazında alt oluşumları yönlendirmesi ve böylece tüm çevrenin bireysel hareketliliğini sağlaması vazgeçilmezdir. Böylece hareketlenme ve kalite formasyonu yönetilebilen ve katalizör görevi yaratılmış olabilir.

Hareketliliği ve yönelişi ödüllendirici tedbirler de ivmeyi etkileyecektir. İnsanlar değişmeyi istemekten çok tutku halinde yenilenmeyi hedef alabilmelidir. Bu kapsamda insanları inisiye etmek yerine bilinç yaratmaya çalıştığımızı ve insanın özgürlük alanlarını bozmamayı hedef aldığımızı düşünmeliyiz.

Değişimin yorumlama ve sentez olduğunu böylece bireysel farklılıkları muhafaza ve teşvik ettiğimizi bilmeliyiz. Sanatsal anlayış ve estetik düşüncesi yorum ve yargıları etkileyecek en önemli ortak hareket noktası olmalıdır. Buradan kazanılacak yorumlama ve etkileme tezahürleri tüm diğer alanları harekete geçirebilir.

o. İyilik Temayülü ve Etkisi:

İnsanlar için en önemli beklenti “erdem” anlayışını yakalamak olmalıdır. Bunu yaratabilmenin etken faktörü de iyiliktir. İyiliği nasihatten çok “ikna” aşamasında anlaşılır kılmalıyız. Bireysel duruş ölçülerinde insanların alışkanlık ve hayat görüşü çıkış noktalarıdır. Böyle olunca sosyal duruş bilinci etkisi yaratıp diğer insanları hem eleştirel hem de fonksiyonel anlamda etkileyebilmek gerekir.

Bu anlamda alçak gönüllü ve etkileyici özellikleri geliştirirken aynı zamanda katkı yaratacak yöneliş olgularını ortaya koyarak dengelenen bir sosyalizasyonu ya da etkileşim ortamını savunmalıyız. Başlangıçta bireylerin birbirlerini etkileme çabalarını yaratmak zor olabilir. Ama bunu fayda temelli ölçülendirmelerle anlaşılır kılmak yardımcı olabilir.

İyilik insan mayasının en etkili harcıdır. Bu nedenle iyiliği anlaşılır kılarak başlangıç yapmak her insana hareket teşebbüs istekliliği yaratacaktır.

p. Mutluluk Perspektifi ve Denge:

İnsanı mutlu eden ana oluşumlardan biri beceridir. Beceriyi “ikna” üzerine dengelemek ve bunu başarıya dönüştürmek hem mutluluğu anlamak hem de kendisiyle gurur duymak fırsatını verir. Kendi hayatının bireysel duruş çizgisinde kendi mutluluk sahasını yaratacağı bilinci önemlidir. Bu husus ruhsal olduğu kadar bireysel farklılığında temelini oluşturur.

Hayatın stratejik bireysel hedefliliği bireysel duruşu yönlendirici faktör olur. Bu erişildikçe haz veren gerçekçi bir mutluluk yönetimidir. Dengesini ve başarma etkisini insan sağladığından yöneliş heyecanını da insan yaratacaktır.

Bizim görevimiz insana kendi olma özgürlüğünün yolunu göstermektir. Özgürlüğünü mutluluğu için yaratmanın yolu ise iyilik bilinci ve yönelişi ile gerçekleşecektir.

q. Sağlık Disiplini ve Çek – up:

İnsanın günlük kalori ihtiyacı gibi sportif ve ruhu içinde sanatsal etkilerin anlaşılır olduğu bir sağlık disiplini anlayışı gelişmelidir. İnsanın fizyolojik sağlığı yanında ruh sağlığı da anlaşılırlık kazanmalıdır. Bunu psikolojik isteklilik ve yöneliş etkinliği olarak anlamak gerekir. Zaman disiplini geçerliliği program anlayışı ve toplumun örnekleme ve fırsatları insanı daha rasyonel yapacaktır.

İnsan vücudunun bağışıklık ve gösterge fonksiyonelliğinin gözden geçirilmesi düşüncesi belli periyotlarda çek up yaptırma alışkanlığı geliştirmesini dikte ettirir. Bunu yaratmak sağlık disiplininin vazgeçilmez bir parçasıdır.

İnsan sağlık disiplini çerçevesinde geliştireceği alışkanlıklarını bilinçli başlattığından bu işlem belki biraz zaman alacaktır. Ama insanın sağlık disiplini bilinci oluştuğunda rasyonel yaşama anlayışı da etkilenmiş olacaktır.

r. İyileşme Disiplini:

Gerek sağlık anlayışı gerekse ortaya çıkacak sağlık problemleri ile ilgili olarak bireyin kendi perspektifinde alması gereken tedbirler olmalıdır. Gerçekçi manada yoğun programa sahip olacak insanların sağlık problemleri karşısında bir iyileşme disiplini anlayışı yaratmaları gerekli olacaktır.

Sağlık problemleri kalıtsal ve tedavi anlamında anlaşılırlık ve çözümlenirlik tanırsa da insanların bunlarla kendi alışkanlıklarını bütünleştirmesi bir iyileşme disiplini anlayışı ile realize olabilir. Bu durumda rasyonel insan bunu uygulama ve yönelme anlayışında dikkatli ve titiz olacaktır.

İnsan için dünyayı özelleştirme imkanımız yoktur. Ama insanı dünyaya uydurarak onun sıkıntılarını ve mutluluğunu etkileyebiliriz. İşte bütün çaba burada yatmaktadır.


4. HASTALIKLAR VE KORUNMA :

Hastalık; insan vücudunun fizyolojik ve psikolojik olgularında çıkan bozukluk olarak tanımlanır. Hastalığı oluşturan sebeplerin başında bağışıklık sistemi problemleri, fonksiyonel problemler ve psikolojik problemler gelmektedir.

Sağlıklı bir bağışıklık sistemi kendimizi iyi hissetmemizi, iyi görünmemizi ve enerjimizi daha iyi kullanmamızı sağlar. Bizi enfeksiyonlardan, kanserlerden ve çevresel zararlardan korur. Hayatımızda bağışıklık sistemimizi zayıflatan faktörlerden olabildiğince uzak kalmak, hayata ve olaylara pozitif bir bakış açısıyla yaklaşmak, alkol ve sigara tüketiminden uzak kalmak, dengeli ve düzenli beslenmek, spor yapmak bağışıklık sistemimize verebileceğimiz destekler arasındadır.

Fonksiyonel problem sahaları; vücudun yaşamsal dinamiklerinin fizyolojik olgular üzerinde oluşturduğu deformasyonun yarattığı sorunlardır.

Psikolojik problem sahaları ise özü sosyolojik etkileşime dayalı olarak insan ruhunun ve duygusallığının ortaya koyduğu sonuçlardır.

İnsan fizyolojik – psikolojik ve sosyolojik olgularıyla dengeli bir yaşamı realize etmek durumundadır. Bu temel kapsamda Salih Amel disiplini ile sağlanır.

a. Kan ve Bağışıklık Sistemi:

Kan kimyasal ve biyolojik bir yaşamsal maddedir. Vücut organlarının beslenme, yaşamsal faktörler ve çalışmaları ile ilgili işlevselliği sağlar. Vücut kendi dinamikleri ile biyolojik ve kimyasal bir fonksiyonelliği çalıştırmaktadır. Sağlık ve zindelik bu fonksiyonelliğin ortaya koyduğu bir sonuç olarak karşımıza çıkar.

Kan; organik-inorganik moleküller yanında biyolojik hücresel oluşumları da ihtiva etmesiyle çok kompleks bir sıvıdır. Bu sıvının elektrolit özellikleri yanında bugün tanımlanmamış olan hücresel oluşumlarla ortaya çıkan bir sentezin bağışıklık sistemini yarattığını değerlendiriyorum.

Bağışıklık sistemi; bünyenin hormonal dengeleri ile yakından ilişkilidir. Duygusal anlamda ortaya çıkan ruh durumumuz beyin üzerinden sinir sistemi ile hormonal dengeleri etkileyebilmektedir. Bu nedenle hastalıkların önemli bir çıkış nedeni ruhsal durumuzla ilişkilidir. Beslenme faktörleri ikinci sırada gelir. Bu mevsimsel anlamda analiz edilmeli ve doğal şartlarla uyumlu olmalıdır. Üçüncü faktör hareketlilik faktörüdür. Beslenme, ruhsal durum ve hareketlilik faktörü üçü bir arada bağışıklık sisteminin dengesini yaratır.

i. Hücre Temelli Sistematik:

Kanda bulunan hücrelerin insan vücudundaki tüm hücreleri yaşamsal anlamda etkilediği açıktır. Alyuvarların kanın uzun vadeli dengeler yarattığı bu yapılanmanın hücrelerin dengesel faktörleriyle ilişkili dinamikler yaratmasını sağladığını anlamalıyız. Akyuvarlar ise vücudun enfeksiyonel dengesi üzerinde bir duyarlılık oluşturduğunu ve bu duyarlığı vücudun 2-3 günde bir tazelediğini anlamamız lazım. Bağışıklık dengesi vücudun kazandığı enfeksiyonel duruş kabiliyeti ile yakından ilişkilidir. Bakteri ve virüslere karşı vücut bir tazelenme oluşumu yaratmaktadır. Ortamda sindirim veya solunum yoluyla vücuda ulaşan mikroplarla vücudun bunlara karşı sahip olduğu savunma sistemi yaşamsal bir denge kurar. Adeta bu mikroplarla kan hücreleri beslenerek potansiyel yaratmaktadır. Eğer bu mikroplara karşı savunma mekanikleri dengesini bozarsa mikroplar vücutta kendilerine hassas doku hücrelerinde problem sahaları meydana getirerek enfeksiyona sebebiyet verir.

Enfeksiyonları uzun vadedeki etkileşimi fonksiyonel problemler yaratmaktadır ki bu sistemleri etkileyen bir sonuç ortaya çıkarmaktadır.

ii. Doku Temelli:

Kanın hücre temelli beslenme ve yaşamsal etkileşimi dokuların topyekun yaşamsal işlevlerinin sağlanmasını başarır. Kan sistematiği ile dokuların işlevselliği damarlar bazında etkileşimden yararlanır. Bu nedenle dokuların hormonal ve enzimsel manada dengeli etkileşim içinde olması büyük önem taşır.

Enfeksiyon hücrede başlar ve dokusal problem haline gelir. Bu durum hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Kandaki akyuvarlar ve akkor değerleri bize nasıl bir mikrobik oluşumla karşı karşıya olduğumuz hakkında bilgi verir.

Enfeksiyonun tezahür ettiği doku, solunum, sindirim, dolaşım veya boşaltım sistemlerinden birinde veya diğer dokulardan birinde oluşabilir. Mikrobun cinsine göre ortaya çıkan bu sonuç tedavi edilmediği takdirde başta hormonal denge bozulacak ve sonra organ bazında problemler ortaya çıkacaktır.

iii. Organ Temelli:

Organların her biri için işlevsel etkinlik vücudun hormon salgılayan bezlerinin kanda yarattığı sonucun bir eseridir. Bu nedenle organlar öncelikle psikolojik bir etkiden sonra doku temelli enfeksiyon oluşumunun vücudun dengesini bozmasıyla ortaya çıkan durumdan doğan etkilerle organların fonksiyonel işlevselliği etkilenmiş olur.

Organların hormon ve enzimlerle kas sistemlerine yarattığı etkinin tezahüründen ortaya çıkan bir işlevsellik analizi yapılabilmelidir. Organların fonksiyonelliği hayati sonuçlar yaratmaktadır. Bu nedenle en tekili husus bu olmalıdır.

iv. Hormonal Denge:

Hormonal denge kanın vücuttaki doku ve organları aktive eden bir özellik yaratmaktadır. Gerek ilaçlarla gerekse vücudun doğal hormonal yapılanmasıyla ortaya çıkan bu kan etkisi vücudun işlevselliğini ortaya koymasını sağlar.

Kanın özellikleriyle sinir ve kas sistemlerinin etkileşimi çok önemli bir ruhsal etkileşim yaratmaktadır. İnsan bilinci ve fonksiyonelliği kanın bu hormon-enzim oluşumuyla yakından ilişkilidir.

b. Solunum Yolu Etkileşimi:

Ağız, burun, boğaz ve bademciğin iltihaplanmasına üst solunum yolu enfeksiyonları denir. Soğuk algınlığı, üşütme diye bilinen nezle, faranjit, ve çocuklarda çok sık gördüğümüz tansillit üst solunum yollarında bulunan ve hastalık yapan mikropların soluk borusu ve akciğerlerle akciğer içi hava yollarını iltihaplandırmasına alt solunum yolları enfeksiyonları denir.

Vücut ortam sıcaklığı ile etkileşimli olarak kendini savunan bir mekanizma durumundadır. Isıtılmış ortamdan dışarıya çıktığımızda vücut bu değişimi derhal sağlayamaz. Bu durum kandaki vitamin dengesi ve vücudun direnci ile yakından ilişkilidir. Solunum yolu etkileşimi bu nedenle insanların doğal ısınım şartlarından farklı yapılanmalara geçmesiyle çok artmıştır. Ortam sıcaklığı değişimi yerine ısınım yoluyla dokuları ısıtan sistematiğin bu tip rahatsızlıkların önlenmesi bakımından önemli olduğu değerlendirilmektedir.

Bu yapı içinde zatürre en tehlikeli hastalıktır. Enfeksiyonun bronşlara inmesi ile ortaya çıkar ve çok tehlikeli bir hastalıktır.



c. Sindirim Yolu Etkilenimi:

İshal, bağırsak gazı, bağırsak iltihabı, bağırsak kanaması, bağırsak solucanları, parazitler, dizanteri, kabızlık, kolera, on iki parmak bağırsağı ülseri, tifo, mide kanseri, reflü, gastrit, hazımsızlık, mide yanması, mide ülseri, mide tembelliği, hemoroid, basur gibi hastalıklar başlıca sindirim sistemi hastalıkları arasındadır.

Bu sistemin ana bozukluk nedeni beslenme bozuklukları ile ilgilidir. Vücut sindirim sistemi içinde gerek mikroplara gerekse besinlere karşı kendi koruyucu sistemine sahiptir. Psikolojik etkenlerle yanlış ve dengesiz beslenme oluşumları bu sistemi çok etkilemektedir. Gerek hormonal etkileşim gerekse enzimlerin besinler üzerindeki etkileşimi kendine özgü bir denge ile korunmalı olarak işlevsellik kazanır.

Çok yemek yemek, yemeklerin temizliğine ve sağlık açısından oluşumlarına dikkat etmemek bir kısım sindirim sistemi hastalıklarının ana nedenini oluşturur. Dolayısıyla sağlıklı beslenme ve sosyolojik etkilerle ortaya çıkan psikolojik durumumuz bu sistem için hayati önem taşımaktadır.

d. Deri ve Kas Rahatsızlıkları:

Deri rahatsızlıkları fiziki sebeplerle, parazitlerle, mikro organizmalarla ve alerjik olarak ortaya çıkar. Derinin tüm vücut üzerinde yaşamsal işlevselliği vardır.

Kas hastalıkları; kasların hareket ve duyusunu kontrol eden sinirlerin yaralanmasından meydana gelir. Kaslar bazen fiziksel aktivite ile yaralanabilir. Bir kas lifinin kopması veya kasları kemiklere bağlayan tendonların burkulması bu tip rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Genel sorun hareket dengesizliğidir.

e. Dolaşım Sistemi Rahatsızlıkları:

Varis, hemoroit, bürger(kol ve bacaklarda atardamar iltihabı). Kansızlık(kandaki alyuvar sayısının azalması), lösemi(kandaki akyuvar sayısının azalması), kalp romatizması, damar sertliği, kalp yetmezliği, kalp krizi, tansiyon yükselmesi, hepatit, AİDS(kan veya cinsel yolla bulaşarak bağışıklık sistemini bozar). Hemofili(kanın pıhtılaşması), lenfoma, kan uyuşmazlığı, tetanos, sıtma, kuduz, tifüs.

Bu rahatsızlıkların temel sorunu vücudun hareketlilik ve psikolojik etkilenimi ile ortaya çıkmalarından kaynaklanır. Vücut mutlaka enfeksiyonlarla da etkileşir ama ana oluşum budur. Beslenme ve bağışıklıkla da bu etkileşim dengelenmektedir.

f. Boşaltım Sistemi Rahatsızlıkları:

Boşaltım sisteminde; böbrek iltihabı, böbrek taşı, böbrek yetmezliği, idrar torbası ve idrar yolu iltihabı, nefrit, üremi, albümin, sistit, şeker hastalığı ve yüksek tansiyona bağlı böbrek rahatsızlıkları görülür.

Yeterli miktarda sıvı alınması, idrarın uzun süre tutulmaması, böbreklerin soğukta korunması, aşırı acı ve baharatlı yememek, düzenli banyo yapmak, içilen su ve yenilen besinlerin temiz olması, diş çürükleri ve boğaz iltihapları, kişisel temizlik bu konuda önemli hususlardır.

g. Sinir Sistemi Rahatsızlıkları:

Tüm zihinsel ve motor yetilerimiz, hafıza, düşünce, duygulanım ve reflekslerimizin tamamı, beyin, beyincik ve omirilikten oluşan merkezi sinir sistemi aktiviteleri ile oluşmaktadır.

Merkezi sinir sistemi; tüm vücudumuza ve organlarımıza yayılan çok geniş bir periferik sinir sistemi ağı sayesinde hem vücudumuzun tamamı, hem de içinde bulunduğumuz çevre ile sürekli iletişim halindedir. Bütün sinir sisteminin embriogenez esnasında yapısal oluşumu ve hayat boyu normal fonksiyonunu sürdürebilmesi çok sayıda genin uygun zaman ve yerde aktivasyonu ile mümkün olmaktadır.

Alzheimer, Parkinson, huntington, gibi hastalıkların tedavi etkinlikleri hala yetersiz durumdadır. Genetik ve kalıtsal etkiler bu açıdan önem taşımaktadır.

h. İskelet ve Eklem Rahatsızlıkları:

Kemik iltihabı, kemiğin ve iliğin iltihaplanması sonucu ortaya çıkar. Nedeni cerahat yapan mikropların kana karışması veya derideki herhangi bir yaradan dağılan mikroplardır.

Kemik veremi; uzun kemiklerin son kısmındaki kemik yapıcı kıkırdakların verem olmasına denir. Kalça, diz kapağı oynakları ve bazen de omurlarda görülür.

Kemik yumuşaması; kalsiyum veya D vitamini eksikliğinde kemiklerin zamanla yumuşayıp kırılabilir hale gelmesidir.

Eklemlerde duyulan ağrılar çeşitli hastalıkların belirtisiz olacağından bunları sadece romatizma şeklinde yorumlamak doğru değildir. Eklem deyince buradaki kemiklerin yüzeylerini örten kıkırdak dokusu, eklem boşluğunu çevreleyen zar kapsülü, bağlar ve buralara yapışan adaleler bir bütün olarak düşünülmelidir.

i. Karaciğer:

Karaciğer; viral enfeksiyonlar, ilaçlar ve toksinler, safra yolu lejyonları, metabolizma bozuklukları, hipoksi ve tümörler rastlanılan rahatsızlık sahalarına sahiptir.

Karaciğerin vücuttaki toksinlerle ve alkol-ilaç gibi maddelerin vücuttan çıkarılmasıyla ilgili çok sorun yaşadığı bilinmektedir. Karaciğerin bu etkenlerden korunması için vücudun terlemesi ve terle vücuttan zararlı toksinlerin atılması imkanının sağlanması önemlidir.

j. Pankreas:

Şeker hastalığı, adacık ve hücre tümörleri gibi hastalıkların nedeni pankreastır.

k. Duyu Organları Rahatsızlıkları:

Burun hastalıkları: saman nezlesi, burun kanaması.

Kulak hastalıkları: sağırlık.

Görme merkezleri: travmalar, kanamalar, beyin yumuşaması, ve kafatası içi urları gibi nedenlerden etkilenir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder